Osmanlı Sosyal Yapısı ve Harem Hayatı
Osmanlı harem hayatı hakkında yazılanların çoğu hayalî ve efsanevî karakterdedir.
Makale, belgelerden ziyade İslam hukukuna, toplum geleneklerine, fetvalara ve dönemin eserlerine dayanarak genel bir fikir vermeyi amaçlar.
Osmanlı sosyal yapısı; eski Türk toplumu, İslam, İran, Arap ve Bizans etkileriyle şekillenmiştir.
2. Eski Türk Toplumu ve Varsayımlar
"Eski Türk toplumu", M.Ö. 300'den M.S. 10. yüzyıla kadar olan İslam öncesi dönemi kapsar.
Bu toplum homojen değildir; avcı, göçebe, tarımcı ve ticaretle uğraşan farklı yapılar mevcuttur.
Tarih öncesi dönemde cinsler arası simetrik-tamamlayıcı bir ilişki varken, bilinen tarihten itibaren ataerkil özellikler görülmektedir.
Göçebe hayat tarzı kadının tamamen değersizleşmesini ve tecridini engellemiştir.
Yerleşik-şehirli hayata geçen Türk topluluklarında Budizm ve Maniheizm etkisiyle ataerkil yapı pekişmiş, kadın tecrit edilmiştir.
İslam dini, özünde cinsler arası simetrinin olduğu bir dindir ve göçebe yapılardaki "atalar tapıncını" sona erdirmiştir.
3. Göçebe Oğuzlar ve İslam
Osmanlıyı kuran Oğuzlar, İslamiyeti göçebe olarak benimsemişlerdir.
Dede Korkut hikayeleri ve İbn Batuta Seyahatnamesi bu döneme dair reel ipuçları sunar.
Kuruluş döneminde Oğuzlar eşitlikçi bir yapıdadır; kadın tecrit edilmemiştir ve değerlidir.
İslam'ın kadın ve erkeği Allah'ın eşit kulları görmesi, eski atalar tapıncının izlerini silmiştir.
Klasik dönemde İran, Arap ve Bizans etkisiyle saray ve şehirlerde harem müessesesi ve tecrit anlayışı hakim olmuştur.
Kadının tecridi ve statü kaybı üst sınıflarda ve büyük şehirlerde sınırlı kalmış, kırsal alanda fonksiyonelliği devam etmiştir.
4. Tarih Öncesi İzler ve Ataerkilleşme Süreci
Eski Türk inançlarında Ak Ana, Umay gibi dişi tanrılar ve şaman kadınlar büyük yer tutar.
Sürü ekonomisine geçişle birlikte "riyaset sistemi" başlamış, eril unsurlar ağırlık kazanmıştır.
Hakanlık teşkilatında kutsal babasoyu ve atalar tapıncı yerleşmiş, din erkeğe, "büyü" ise kadına bırakılmıştır.
Gök-yer dualizmi gelişmiş; dişi motiflerin yerini kartal, kurt, boğa gibi eril motifler almıştır.
Evliliklerde boy dışı evlenme (ekzogami) nedeniyle kız kaçırma ve "kalın" (başlık) geleneği oluşmuştur.
Levirat tipi evlilik (ölen yakınların dul eşiyle evlenme) X. yüzyılda ve sonrasında mevcuttur.
5. Kutadgu Bilig (1069-70)
Karahanlı saray çevresinin ve üst sınıfın görüşlerini yansıtır.
Eserdeki kadın algısı çok kesin ve olumsuzdur:
"Kadını boş bırakma, kapalı tut."
"Aslında bu kızlar doğmasa, doğarsa yaşamasa iyi olur."
"Kadının aslı ettir, eti muhafaza etmeli, gözetmezsen et kokar."
"Kadının meyvası zehirdir."
Bu görüşler Budist-Maniheist Uygur şehir kültürü ve Ortaçağ Fars kültürü etkisidir.
Kadın sadece beden olarak algılandığı için nefs mücadelesinde kaçılması gereken bir "baş düşman" sayılmıştır.
6. Dede Korkut Destanı
Göçebe Oğuzların XI-XIV. yüzyıl arasındaki İslamî dönemini yansıtır.
Kadınlar anne, eş veya doğrudan kahraman olarak büyük değer görür.
"Ana hakkı, Tanrı hakkı" sayılır.
Kadınlar olgun, yol gösteren ve yatıştıran kişilikler sergiler.
Kadınlar ata biner, ok atar, güreşir ve topluluk içinde serbest hareket eder.
İdeal tip, kocası yokken konuk ağırlayan "evin dayağı"dır.
Evlilikler tek eşlidir.
Dede Korkut'taki kadın imgesi Kutadgu Bilig'deki imgeden tamamen farklıdır.
7. "Eski Türklerin Kadına Verdiği Değer" Söylemi
Ziya Gökalp, Türklerin hiçbir zaman ataerkil olmadığını ve "demokratik aile" yapısına sahip olduğunu savunur.
Buna karşılık Bahaeddin Ögel ve Orhan Türkdoğan, Türklerin başlangıçtan beri ataerkil olduğunu belirtir.
Hakan ve Hatun'un eşitliği söylemine rağmen, kadınlar babanın velayeti altındadır.
"Kaç-göç" olmaması, göçebe hayatın bir gereğidir ve İslam öncesi şehirli Türklerde harem usulü mevcuttur.
8. Ataerkillik ve Tek Tanrılı Dinler
Kur'an'da Tanrı'nın erkekliğine dair bir bilgi yoktur; O, cinsiyetten münezzestir.
Kur'an, erkeğin hükümranlık iddiasına ve kız çocuklarının öldürülmesine karşı çıkmıştır.
Hz. Havva, Hz. Adem'in kaburga kemiğinden değil, onun tıpkısı olarak yaratılmıştır.
Adem'i kandıran Havva değil, ikisini birden kandıran Şeytan'dır.
İslam'da doğum kadına verilen bir ceza değil, onu analık konumuna yükselten bir olaydır.
9. Eski İran, Arabistan ve Kuruluş Dönemi
Eski İran'da baba mutlak otoritedir, kız kardeşle evlenmek caizdir ve kadın kötülüğün sorumlusu sayılır.
İslam öncesi Arabistan'da kız çocukları utanç kaynağı sayılır ve diri diri gömülürdü.
Osmanlı kuruluş döneminde (XIV. yy) kadınlar elçileri kabul eder (Nilüfer Hatun), askeri yönetir (Bilum Hatun) ve yüzlerini örtmezlerdi.
10. Osmanlı Klasik Dönemi Uygulamaları
Nikah: Mahkeme-i şer'de şahitler huzurunda kıyılır; Kanuni döneminden itibaren devlet izni (izinname) ve sicil kaydı şartı getirilmiştir.
Çok Eşlilik: Sanılanın aksine yaygın değildir; 16. yy Tokat kayıtlarında 18 erkekten sadece 3'ü iki eşlidir.
Maddi Haklar: Kadınlar kendi malları üzerinde tam tasarruf hakkına sahiptir; ticarette ve servet edinmede bağımsızdırlar.
Boşanma: İslam hukukuna göre kadınlar "muhalâa" (bedel karşılığı) ile boşanabilir. Ancak uygulamada boşama hakkı daha çok erkeğe ve yemin usulüne bırakılmıştır.
Kıyafet: İstanbul kadınları için ferace ve peçe düzenlemeleri yapılmıştır; bu fermanlar lüksü ve israfı önleme amacı da taşır.
Eğitim ve Çalışma:
Eğitim Sıbyan mektepleriyle sınırlıdır; şehirli kadınlar genelde okuma yazma bilmez.
Kadınlar hekimlik (jinekoloji), çamaşırcılık, bakkallık ve kuyumculuk yapmışlardır.
1582'de Beyazıt Camii çevresindeki dükkanların kadınlar tarafından işletildiği kayıtlıdır.
Harem: 15. yüzyıldan sonra sarayda ve konaklarda uygulanmaya başlamıştır. Saray haremi bir eğitim kurumudur.
Köy-Şehir Farkı: Köylerde "kaç-göç" yoktur; kadın tarlada aktif üretim içindedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlarınızı bekliyoruz.