Safa-yı hatırınız daim olsun;
Güzellikle irtibatınız kaim olsun.
Sanat, Edebiyat, Dil, Kültür; Osmanlı Türkçesi / Osmanlıca örnek metin ve okunuşları
17. Yüzyılda Manzum ve Mensur Hamseler.
17. Yüzyıl Mensur Hamse
Nergîsî’nin hamsesini oluşturan mensur eserleri:
Nihâlistân,
Meşâkku’l-Uşşâk,
Gazavât-ı Mesleme,
İksîr-i Saâdet,
Kanûnü’r-Reşâd.
17. Yüzyıl Manzum Hamse
Nev‛îzâde Atâyî’nin manzum hamsesini oluşturan mesneviler:
Âlem-nümâ,
Sohbetü’l-Efkâr,
Nefhatü’l-Ezhâr,
Heft-Hân,
Hilyetü’l-Efkâ.
Baki'den gazel:
Nām u nişāne kalmadı fasl-ı bahārdan
Düşdi çemende berg-i dıraht itibārdan
Eşcār-ı bāg hırka-i tecrīde girdiler
Bād-ı hazān çemende el aldı çenārdan
Her yañadan ayagına altun akup gelür
Eşcār-ı bâg himmet umar cüy-bârdan
Sahn-ı çemende turma salınsun sabā ile
Āzādedür nihāl bu gün berg ü bārdan
Bākī çemende hayli perişan imiş varak
Beñzer ki bir şikāyeti var rüzgārdan
Ahmed Paşa'nı yandım elinden redifli gazeli:
1 Ey fitnesi çok kavli yalan yandım elinden
Bir nâz ile bin
gönül alan yandım elinden
2 Sen şem gibi gayr ile meclisde gülersin
Ben akıtırım yaş ile
kan yandım elinden
3 Ney gibi delindi cigerim aşkın elinden
Her dem ederim âh ü
figân yandım elinden
4 Yandı dü cihân âteş-i âhımla ve likin
Ben senin eyâ şâh-ı
cihân yandım elinden
5 Şol sundugun âteş midir ey sâki bana kim
Sen aldın ele câm
hemân yandım elinden
6 Her hâr ile sen sohbet edersin dün ü gün ben
Derdin ederim
münis-i cân yandım elinden
7 Ahmed çeke cevrini ve lûtfun göre agyâr
Ey şefkati az şâh-ı
cihân yandım elinden
Ahmed Paşa'nın en çok nazire yazılan şiirlerinden gönül redifli şiiri:
I
1 Gül yüzünde göreli zülf-i senem-sây gönül
Kuru sevdâda yeler bî-ser ü pây gönül
2 Demedim mi sana dilaşma ana hay gönül
Vay gönül vay bu gönül vay gönül ey vay gönül
II
1 Çîn-i zülfünden umar nâfe-i hoş-bûy murâd
Bu hevâ yoluna yıllarla yeler niteki bâd
2 Ol dahi sencileyin etmedi ben hastayı yâd
Vay gönül vay bu gönül vay gönül ey vay gönül
III
1 Bizi hâk etti hevâ yoluna sevdâ nidelim
Pây-mâl eyledi bu zülf-i semen-sâ nidelim
2 Kul edinmezdi güzeller bizi illâ nidelim
Vay gönül vay bu gönül vay gönül ey vay gönül
VI
1 Felegin nûş ederim nîşini sâgarlar ile
Dogradı hâr-ı cefâ bagrımı hançerler ile
2 Baş koşam demez idim ben dahi dil-berler
Vay gönül vay bu gönül vay gönül ey vay gönül
V
1 Yarım itten çok uyar ardına agyar dirig
Bize yâr olmadı ol şûh-ı sitem-kâr dirig
2 Kıldı bir dil-ber-i her-câyiyi dil-dâr dirig
Vay gönül vay bu gönül vay gönül ey vay gönül
VI
1 Ben demezdim ki hevâ yoluna ser-bâz gelem
Ney-i aşkınla gamın çengine dem-sâz gelem
2 Derdim aşk kopuzun uşadam vâz gelem
Vay gönül vay bu gönül vay gönül ey vay gönül
VII
1 Dil dilerken yüzünün vaslını cândan dahi yig
Bir demin görür iken iki cihândan dahi yig
2 Aktı bir serve dahi âb-ı revândan dahi yig
Vay gönül vay bu gönül vay gönül ey vay gönül
VIII
1 Dest-i kûtâhıma baş egmedin ey serv-i dırâz
K’ola şekker lebine tûti-i dil mahrem-i râz
2 Vâz geldim ben eger gelse bu gönül dahi vâz
Vay gönül vay bu gönül vay gönül ey vay gönül
IX
1 Ahmed’im kim okunur namım ile nâme-i aşk
Germdir sözlerimin sûziyle hengâme-i aşk
2 Dil elinden biçiliptir boyuma câme-i aşk
Ahmed Paşa'nın Kerem Kasidesi olarak bilinen kerem redifli kasidesi:
Der Medh-i
Sultan Mehmed Han
1- Ey muhît-i keremin katresi umman-ı kerem
Bâg-ı cud
ebr-i kefinden dolu bârân-ı kerem
2- Matla'-ı subh-ı zafer mihr-i zekâ ebr-i hayâ
Felek-i izz
ü ala dâver-i devrânı kerem
3- Tâc-bahş-ı ser-i sultân-ı salâtin-i cihân
Zînet-İ
taht ü nigin Hazret-i Sultân-ı kerem
4- Zıll-ı Hak Şah Muhammed ki eşigi gögünün
Kem-terîn
ılduzı olur meh-i tâbân-ı kerem
5- Ayagı topragıdır cevher-i iksîr-i hayât
Âsitânı
tozudur sürme-i a'yan-ı kerem
6- Açılır hulku nesîmiyle güI-i gülşen-i cûd
Bezenir lutfu
zülâliyle gülistân-ı kerem
7- Bahr-ı Ahzar ne durur kulzüm-i cûdunda habâb
Katre-i feyzi
nedir ebr-i dür-efşân-ı kerem
8- Bî-kıyâs olalı ihsânların ey hüccet-i cûd
Kâtî oldu
cedel-i hasmını bürhân-ı kerem
9- Kefi bir demde nisâr ettigi gencin öşrün
Haşre dek vezn
edemez keffe-i mîzân-ı kerem
10- Ne melek-hûy meliksin dem-i lutfun ile
Kevseri cûd
akıtır ravza-ı Rıdvân-ı kerem
11- Ne kerâmet kodu Hak zât-ı kerîminde k'olur
Ayagın
bastıgı yer Çeşme-i Hayvân-ı kerem
12- Bulmasa nâm-ı şerîfinle şeref nâme-i cûd
Ebter olaydı
kamu defter ü dîvân-ı kerem
13- Gün gibi saltanatın topu göge agsa ne tan
Sana sunuldu
bu meydânda çü çevgân-ı kerem
14- Bahr-ı cûdun nice şerh ola k'anun reşhasıdır
Hâsıl-ı kân-ı
sehâ mâye-i ummân-ı kerem
15- Saltanat hıI'atini kaddine hayyât-ı felek
Râst biçmese
açılmazdı girîbân-ı kerem
16- Ne kadar zer var ise dest-i zer-efşânın ile
Harf-i zer
gibi perâkendedir ey kân-ı kerem
17- Sîm sûrette sitem
şekline yazıldıgıyçin
Dagıtırsın anu duşman gıbı ey hân-ı kerem
18- Gök tenûrunda kuru kurs okunur mihr ile mâh
Hân-ı
lutfunla firâvân olalı nân-ı kerem
19- Kâse-i hırs doyar
sofra-İ ihsânından
Dest-i
in'amın ile âm olalı hân-ı kerem
20- Mihr-i cûdun çemen-i Iûtfa zer-efşân olalı
Gülşen-i
dehri bezer nergîs-i bostân-ı kerem
21- Bûy-i hulkundan urur müşg gibi dem ki tutar
Hôş revâhiyle cihân bagını reyhânı kerem
22- Ahmed'in gam makası
kesdi dilin şem' gibi
Sana rûşen diyemez hâlini sultân-ı kerem
23- Sen Süleymânı ne dille
öge bir mûr-ı za'if
Getire nutka meger lûtfun ile anı kerem
24- Husrevâ pâreledi cevr eli sabrım yakasın
Dest-gîr
olsa demidir bana dâmân-ı kerem
25- Midhatın bülbülünü gam kafesinde koma kim
Hayfdır
tûtîye zehr ey şekeristân-ı kerem
26- Ekremü'l-halksın ey vâsıta-i ıkd-ı kirâm
Her
le’imin sözün işitme budur şân-ı kerem
27- Kul hatâ kılsa nola afv-i şehenşâh kanı
Tutalım iki elim kanda imiş kanı kerem
28- Umarım cürmümü gark etmege rahmet suyuna
Mevc-i ihsânın
ile cûş ede ummân-ı kerem
29- Bir kara topragım ihyâ-yi memât etmek için
Yagsa cûdun
bulutundan nola nisân-ı kerem
30- Nice k’iklim-i
mürüvvette geçe hükm-i vefâ
Nice k'eyvan-ı atâda dura divân-ı kerem
31- Nice k’insân ola
âlemde âbidü’l-ihsân
Nice kim ola cihân tâbi-i fermân-ı kerem
32- Dest-i ihsânın
ile yapıla bünyâd-ı sehâ
Pâye ile
kadrin yücele eyvân-ı kerem
33- Nice kim Kâ’be
müsâfirlerini lûtf-ı ilah
Rahmet-i
hânıa her sâl ede mihmân-ı kerem
34- Iyd-ı
ferhundene kurbân ede a’dânı felek
Sen ahibbân
buyur âb-ı sehâ nân-ı kerem
35- Ömr-i hasmın
ere târih gib pâyâna
Nâmını nâme-i ikbâl ede unvân-ı kerem
Ahmed Paşa'nın kerem redifli başka bir kasidesi:
1- Yine ıyd oldu bu gün erdi çü devrân-ı kerem
Zevk u ayş et
yine hurrem olup ey kân-ı kerem
2- Dest-i cûdunla senin âm olalı ihsânın
Kapına geldi
umar âb-ı sehâ nân-ı kerem
3- Cûdunun katresidır kulzüm-i zehhâr-ı necât
Lûtfunun zerresidir
ebr-i dür-efşân-ı kerem
4- Nazar-ı merhametin cevher-i iksîr-i hayât
Âsitânın tozudur
mihr-i dırahşân-ı kerem
5- Yine cûdunla biter verd-i gülistân-ı atâ
Yine sözünle
olur meyve bostân-ı kerem
6- Açılır hulkun ile bu gül-i gül-zâr-ı kemâl
Salınır lûtfun
ile yine bu atşân-ı kerem
7- Tûtî-i nutkuna lâyık şekeristân-ı makâl
Bülbül-i
tab'ınâ layık bu gülistan-ı kerem
8- İlmin ile okunur nusha-i devrân-ı ulûm
Adlin ile yazılr
defter ü divân-ı kerem
9- Olmaya zât-ı şerîfin gibi bir cism-i lâtif
Gelmeye rûh-ı
azizin gibi bir kân-ı kerem
10- Ya'ni kim Âsaf-ı devrân mu'in-i fuzala
K'ayagı
topragıdır sürme-i a'yân-ı kerem
11- Matla' -ı şems-i hayâ mecma'-ı envâr-ı atâ
Menba-ı cûd u
sehâ mâye-i ummân-ı kerem
12- Merkez-i sıdk u safâ da'ire-i nokta-i cûd
Kâti-i hıkd u
hased hüccet-i burhân-ı kerem
13- Zulmet-i fakrın içinde kalana göster yol
Matla'ından
dogıcak bu meh-i tâbân-ı kerem
14- Ne Mesihâ-dem olursan ki dem-i lûtfun ile
Kevser-i cân
akıtır ravza-i Rıdvân-ı kerem
15- Yâ dehânında senin için ne kerâmet kodu Hak
Teşne-i cûda
olur Çeşme-i Hayvân-ı kerem
16- Acebâ zât-ı
kerîmin ne kerâmet kodu kim
Basdıgın yerler olur ucdan uca kân-ı
kerem
17- Bu felek yazmasa
nushandan eger nâmesini
Yanlış olaydı kamu defter ü divân-ı
kerem
18- Sana biçti yine bir hıl'ati hayyât-ı cihân
Kim anun
dâmeni cûd oldu giribânı kerem
19- Bahr-i cûdunda atâ zevrakına yelken urup
Bâd-ı
lûtfunla bu gün gezdirir uş anı kerem
20- Ebr-i feyzinden erer her yana bâran-ı sehâ
Havz-ı
cûdundan olur dopdolu kîzân-ı kerem
21- Nola gül-zâr ola tab'ım bite medhin gülü kim
Ebr-i
cûdunla yagar çün bana nisân-ı kerem
22- Şem-veş bezm-i kemâlinde yanar rişte-i dil
Nola
rüşen der isem medhini sultân-ı kerem
23- Kullarız hâlimiz anlatmaya geldik kapıya
İntizârız ki icâzet vere sultân-ı kerem
24- Husrevâ pâdişehâ cûdunu dil şerh edemez
Gerçi
medhinle dolar defter ü divân-ı kerem
25- Âsitin-i kerîminden pür olur dâmen-i çarh
Âsitânında açıldıkça girîbân-ı kerem
26- Dür ü gevher saçılır katre-i bârân yerine
Çünkü
cûdun buludundan yaga nisân-ı kerem
27- Kimyâ oldu kamu ehl-i sehânın nazarı
Olalı
hak-i derin sürme-i a'yan-ı kerem
28- Himmetin haylı sehâ mülküne kıldıkça nüzûl
Çünkü her
gûşe-i haymen ola meydân-ı kerem
29- N'için iflâsım ola mûcib-i taklîl-i atâ
N'için
ihlâsım ola bâ'is-i hirmân-ı kerem
30- Ne revâdır ki cihân lûtfuna gark olmuş iken
Kapı kapı
dolanam bulamayam nân-ı kerem
31- Nice bir gülmeye bu gonca-i gül-zâr-ı ümid
Bezenirken
dem-i lûtfunla gülistân-ı kerem
32- Su batırmaz utanır kendi mürebbâlarını
Beni n'için
batıra gussâya ummân-ı kerem
33- Beni hâr eyleme
çün izzeti sen vermiş idin
Lûtfuna olma
perişân ki budur şân-ı kerem
34- Hâric-i merkez
ü hadd oldu çü üftâdeligim
Demidir
merhamet et var ise imkân-ı kerem
35- Ne kerem
ola ki maglûbb edine anı günâh
Ne
güneh var ki zebûn eyleyemez anı kerem
36- Tutmuşuz çünkü hâcâlet yüzüne özr etegin
Ayb-pûş
olsa ba'îd olmaya dâmân-ı kerem
37- Âmdır lûtfun eger bizde liyâkat yok ise
Layık et
lûtfun ile lûtfuna ey kân-ı kerem
38- Nola ger yâd edesin Ahmed'i bir lûtfun ile
Gerçi
lâyık degilim sana budur şân-ı kerem
39- Ehl-i fazlın bilinir kadri senin kapında
Hazretin alsa eline yine mizân-ı kerem
40- Şeker-i midhatının tûtîsi çok gerçi şehâ
Görme her tûtîyi bir ey şekeristân-ı
kerem
41- Şeref adınla bula nâme-i ikbâl ü atâ
Cûdun
ile yazıla defter ü divân-ı kerem
42- Yer ü gök medhin okusun sen otur devlet ile
Âsumân
tahtın ola menzilin eyvân-ı kerem
Kaynak:
AHMED PAŞA DİVANI
Ali Nihat Tarlan Akçağ Yayınevi Ankara 1992
Osmanlı Devleti'nde millet sistemi hangisine neye göre belirlenmiştir ve Osmanlı'da milletlere hangi isimler verilmiştir?
Osmanlı Devleti, din eksenli bir devletti. Bu açıdan Osmanlı toprakları içinde yaşayan milletleri Müslüman veya gayr-i müslim (gayrimüslim) şeklinde kategorize etti. Ancak daha net bir tanımlamayla Osmanlı dört millet (millet-i erbia, millet-i erbaa) kabul etti: Müslüman milleti, Rum milleti, Ermeni milleti ve Yahudi milleti. Müslümanlar Osmanlı'nın hakim nüfusunu oluşturduğu için Müslümanlara millet-i hakime yani hakim millet denildi. Türk, Arap, Arnavut, Boşnak, Berberi, Çerkez, Gürcü, Çeçen ve Abazalar Müslüman olduğu için millet-i hakime içinde değerlendirildi. Gayrimüslim tebada kendi içinde Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler olarak ayrıldı. Osmanlı Devleti, bazı milletlere özelliklerine göre ayrıca isimler vermiştir.
Ermeni milleti, millet-i sadıka,
Arnavut kavmi kavm-i dilir-cesur kavim/millet,
Arap milleti ise kavm-i necip-soyu temiz
İran/Fars milleti zeban-ı azbü'l-beyan -hoş dilli, söyleyiş güzellikli
olarak anıldı.
Kahramanlıkları ve ilimdeki maharetleriyle ön planda olan Arnavut asıllı Taşlıcalı Yahya Usul-name adlı eserinde Arnavut asıllı olduğunu şöyle anlatır:
Fakir Arnavud aslıyem gaziyem
O taşlu vilayetlerün baziyem
Şecaat kılıcın çalanlardanum
Şikarını evvel alanlardanum
Kemal ehliyem sanki mah-ı sıyam
Ne var kadrümi bilmez ise avam
İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy da Arnavut olduğunu şöyle anlatır:
Bunu benden duyunuz, ben ki, evet, Arnavudum
Başka bir şey diyemem.. İşte perişan yurdum.
Alegori nedir? Alegori ne demek? Alegori örnekleri nelerdir?
Alegori kısaca, “Bir düşünceyi, davranışı ya da eylemi, daha
kolay kavratabilmek için onu, yerini tutabilecek simgelerle, simgesel sözlerle,
benzetmelerle göz önünde canlandırma işi.”demektir.
Alegori çoğunlukla; bir şeyin (davranış, eylem, duygu,
kavram, hayal, nesne…) simge veya sembollerle anlatılmasına denir şeklinde
tanımlanır. Temsil, temsiliye, temsili istiare, istiare-i temsiliye gibi eş
anlamlılarıyla kullanılan alegori; bir görüntü, yaşantı, davranışın daha iyi
kavranması için canlandırma, temsillerle göz önüne getirebilme olarak
tanımlanır. İstiare kavramı alegorinin yerine kullanılsa da mecazın bir üst basamağı
olan istiare alegoriden farklıdır.
Alegori konusunda çalışan ve Klasik Türk Edebiyatında Alegori
adlı kitabı yazan Berat Açıl’a göre ise alegori temelde “Bir şeyi söylerken başka
bir şeyi kasdetmektir.”
Türk Dil Kurumuna (TDK) göre alegori
Bir duygu, düşünce veya kavramı başka bir şey yardımıyla
sembolize edip gösterme sanatı, semboller yoluyla anlatmaya alegori olarak
tarif edilir. Türk Dil Kurumu (TDK) da alegoriyi şöyle tanımlıyor:
Alegori –(Fransızca allégorie)
1. isim, edebiyat Bir görüntü, bir yaşantı veya bir
davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile
getirme, yerine koyma.
2. isim, edebiyat Bir sanat eserindeki ögelerin
gerçek hayattan bir şeyleri temsil etmesi durumu.
Alegori (Allegory) kavramı bazen de dokundurma, kinaye, remiz
kavramlarıyla ilişkilendirilmektedir.
Alegorinin Çeşitli Alanlarla İlişkisi
Mağara Alegorisi (cave allegory) gibi temsillerde soyut
kavramları anlatmak için felsefenin; yine soyut adalet kavramının teraziyle anlatılması
güzel sanatların; geçmiş bir olayı, davranışı somutlaştırmak için simgelerle
canlandırılması gibi hukukun faydalandığı bir alan olan alegori, bir anlatım ve
görselleştirme aracı olarak sadece edebiyatta değil başka alanlarda da
kullanılmaktadır.
Alegorik Eser Hangi Şartları Taşımalıdır?
Berat Açıl, edebiyatta alegoriden bahsedebilmek için edebi
ürünün belli şartları taşıması gerektiğini söylemektedir. Alegorinin Türkçede
en yakın temsil-i istiareyle karşılanabileceğini ifade eden Açıl, Batılı
kaynaklarda alegorinin bir şeyi söylerken başka bir şeyi kasdetmek anlamında
kullanıldığını ifade ediyor. Açıl’a göre alegorinin oluşması için teşhis,
çatışma ve arayış gereklidir:
Alegori, Antik Yunan’da ortaya çıkmıştır. Bu dönemde teşhis
(kişileştirme), alegorinin en önemli unsuru konumundadır. Latin döneminde iç
çatışma (Batı edebiyatında erdemler X kötülükler; Doğu edebiyatlarında iyi ve
kötü veya nefse ait hassalar ile iyi özellikleri çatışması şeklinde), Ortaçağ’da
(toplumun ana harcında din olduğu zaman ve toplumlar) arayış (kahramanın
arayışla olgunlaşması) kavramları alegoriye eklenmiştir.
Alegorik anlatım, bir aşk hikayesi anlatırken bunun yanında
başka bir hikaye daha anlatır. Mesela Hüsn ü Aşk mesnevisinde Şeyh Galip, Hüsn
ve Aşk arasındaki hikayenin yanı sıra tasavvufi seyr ü süluk yolculuğunu da
anlatmıştır. Şair bu yüzden bir kelimeye birden fazla anlama gelecek şekilde
kullanmak zorundadır. Bu açıdan Hüsn ü Aşk’ın yedi anlam katmanı olduğu ifade
edilmektedir.
Türk Edebiyatı’nda Alegori Tasavvufi Eserlerde
Açıl; teşhis, iç çatışma, arayışın alegori için olmazsa
olmazı olduğunu vurgular. İslami sahada yazılan metinleri inceleyip bir sonuca
ulaşan Açıl, bir eserin alegorik bir eser olabilmesi için ayrıca çokanlamlı,
metinlerarası, zamansal ve mekansal belirsizlik, tenasüb, alegorilerin eserin
başında ya da sonunda açıklanması ve tek hikayeden oluşması gerektiğini söyler.
Açıl; Batılı alegorik eserlerin teşhis, çatışma ve arayışlarla ayrıldığını,
diğer edebiyatlarda alegorinin genel olarak şu konular etrafında döndüğünü
ifade eder:
Arapça alegorik eserler: felsefî
Farsça alegorik eserler: tasavvufî
Osmanlı alegorik eserleri: tasavvufi
Çokanlamlı
Alegori, bir şeyi söylerken bir başka bir şey kasdetmek
olduğu için mecburen çok anlamlıdır.
Metinlerarası
Metinlerarasılık, bir metni alıp kendi metni içinde başka bir
anlamda kullanma anlamında değil kendi metninde başka birinin metninden
bahsetme anlamındadır. Kendini bir geleneğin içine yerleştirme ve gelenekteki
eserlere benzer ve gelenekteki eserlerden ayırlan yönleri dile getirmek birçok mesnevide
yer alır. Sebeb-i telif bölümleri başta olmak üzere eserde önceki mensenvilerden
mevcut mesneviyi ayıran özellikler vurgulanır.
Zaman ve mekansal müphemiyet (belirsizlik)
Bu, alegorinin zaruri bir sonucudur. Bir kelimenin birden
fazla anlamı olacağına göre, bu kelimenin her iki anlamı da karşılayacak
durumda olması gerekir. Mesela Mihr hem insan hem de Güneş olarak
kullanılıyorsa bu durumda Mihr’in su içmemesi gerekir. Çünkü Güneş su içmez.
Soyutlama düzeyinin yüksek olması gerekir. Batı edebiyatında alegori
açıklanmaz. Türk edebiyatında ise yazarın başında ya da sonunda eserin
alegorisini açıklaması söz konusudur.
Tenasüp
“Alegorilerdeki önemli ortaklıklardan biri de, diğer
özelliklerin çoğunda da zımnen var olan tenasüptür. Her karakter kendi
etimolojik anlamıyla uyumlu edimlerde bulunmak ve benzer anlamlara sahip
kavramlardan yola çıkılarak kişileştirilmiş karakterlerle diyalog hâlinde olmak
zorundadır. Örneğin Hüsn ü Dil’de Hüsn’ün akrabaları ve arkadaşları, güzellik
ve sevgiyle ilgili isimlere sahiptirler ve edimleri de ona uygundur.” (B.Açıl)
Yazarın/Sanatçının/Şairin Eserin Alegorisini Açıklaması
Sanatçı, alegorik olarak kaleme aldığı bir metin sonunda, hangi
kavramın neyi kaşladığı ve okurun eseri bu gözle okuması gerektiğini söyler.
Alegorik Yorum nedir?
Alegorik yorum, eleştirmen yazarın kast etmediği bir şeyi
yazara yükler. Yazar, bu mesnevide şunu söylemek istemiştir gibi.
Alegorik Yazım nedir?
Alegorik yazım ise yazarın bizzat neyi kast ettiğini
söylemesidir.
Tek Hikaye
Eser, tek bir hikayeden oluşur. Birden fazla hikaye olduğunda
hikayeleri birbirine alegorik olarak bağlamak mümkün olmamaktadır. Tek hikaye
yerine hikayelerden oluşan Mevlana’nın Mesnevi adlı mesnevisini alegorik olarak
nitelemek zordur. Alegoriyi hangi kelimelerin hangi anlamlarda kullanıldığının
bütün hikaye boyunca aynı olması gerekir.
Alegorinin Kökenine Dair İddialar
Alegorinin ortaya çıkışını Yunan şairi İlyada ve Odysseia’nın
yazarı Homer’e (Homerous) bağlayanlar vardır. Buna göre Homer, aslında bir şeyi
anlatırken başka bir şeyi de anlatmaktadır ve ilahi şeyleri anlamaya izin veren
bir anlatımı benimsemiştir.
Diğer bir görüş de yine Yunan filozof Platon’un Mağara Alegorisi
olarak bilinen ve gerçekliği anlatmak
için kullandığı metafor-mecazdır. Platon’un Mağara Alegorisi, onun alegoriyi
bildiğini ve ilk defa kullandığını gösterir: İnsanlar karanlık bir mağara zincirlenmiştir.
Başlarını sağa sola çeviremezler. Sadece karışlarını görebilirler. Doğuştan beri
bu mağaranın girişinden yansıyan nesnelerin gölgelerini gören insanlar,
gerçekliği böyle algılar. Bir gün birisi zincirlerinden kurtulur ve mağaranın
dışındaki gerçekliğin farklı olduğunu görür. Nesnelerin gerçek olmadığını
anlatmak için mağaraya dönen bu kişi, mağaranın dışında farklı bir gerçeklik
olduğunu anlatamaz ve o kişinin bu gerçekliği anlatması imkansızdır. Platon bu
düşüncesini alegori üzerine oturtur. Ona göre nesne ve idealardan oluşan iki
dünya vardır. İnsan bedensel nesneler dünyasına aittir ve orada bulunmaktadır.
Ancak ruhen bir zamanlar içinde bulunduğu idealar diyarından izler
taşımaktadır. Alegoride mağara toplumu, zincir kuralları, mağara duvarındaki
gölgeler toplumların kabul ettiği doğruları sembolize eder. Zincirini kıran
kişi de gerçek hakikatin peşine düşen, soran, sorgulayan insandır.
Üçüncü iddia ise kutsal metinlerin yorumunun alegoriyi doğurduğu
düşüncesidir. Kutsal metin yorumu ise, Tevrat ve İncil’in Tanrı sözü olduğundan
hareketle iki metin arasında çelişen noktalarda alegori olduğu fikrine dayanır.
Tanrı sözünde yanlış olamayacağına göre bir şey hakkında iki farklı metinlerde
yer almışsa burada alegori olması gerektiği fikrinden hareketle ortaya çıkan
görüştür.
Doğuda ve İslami Edebiyatlarda Alegorik Eserler Nelerdir?
Doğu edebiyatında İbni Sina, Hay bin Yakzan eseri ilk
alegorik eserdir. Fars edebiyatından Sühreverdi’nin (ö.1191) Arapça yazdığı
Gurbetü’l-Garbiye ve Farsça yazdığı Munisü’l-Uşşak adlı eserleri sonraki alegorik
eserler olarak kabul edilir. Ehl-i Şirazi (ö.1538) Şem’ ü Pervane, Fettahi
(ö.1448) Hüsn ü Dil, Vechi (ö.1696 sonrası) Hüsn ü Dil ve Zevki, Hüsn ü Dil adlı
eserlerini alegorik olarak yazmıştır.
İslamî edebiyat içerisinde Türk edebiyatı, 20 civarı alegorik
eserle ilk sırada yer alır. Bu eserlerin çoğu tasavvufi eserlerdir. Seyr ü süluku
anlatırlar. Türk edebiyatındaki alegorik eserlere örnekler:
Ahi, Lami, Keşfi, Muhyi- Hüsn ü Dil
Niğdeli Muhibbi-Gül ü Nevruz
Fuzuli-Sıhhat ü Maraz
Kara Fazli-Gül ü Bülbül
Arapça alegorik eserlere örnekler: İbni Sînâ’nın Hayy bin Yakzân’ı,
Sühreverdî’nin el-Gurbetü’l-Garbiyye’si ve İbnü’n-Nefîs’in
er-Risâletü’l-Kâmiliyye fi’s-Siyeri’n-Nebevviyye’si.
Farsça yazılmış
alegorik eserlere örnekler: Sühreverdî’nin Mûnisü’l-‘Uşşâk’ı, Ehlî-i
Şirâzî’nin Şem‘ u Pervâne’si ve Fettâhî’nin Hüsn ü Dil
Osmanlı Türkçesiyle yazılmış alegorik eserlere
örnekler: Hüsn
ü Dillerin ilki Fettâhî-i Nişâbûrî (ö. 1448) tarafından Farsça olarak kaleme
alınmıştır. Osmanlı sahasında Hüsn ü Dil 1512’de Lami‘î Çelebi (ö. 1531-1532),
1517’de Âhî (ö. 1517), 1578’de Muhyî, 1593-94’te12 Yenipazarlı Vâlî (ö.
1598/99) ve tarihi belirsiz bir tarihte
Keşfî (ö.1538-39) tarafından olmak üzere beş defa kaleme alınmıştır. Bu eser,
Osmanlı sahasındaki alegorik eserlerin yayılımı açısından önemlidir. Zira,
Fuzûlî’nin (ö. 1556) Sıhhat u Maraz’ından Şeyh Gâlib’in (ö. 1799) Hüsn ü
Aşk’ına kadar birçok eserin Hüsn ü Dil’den etkilendiği iddia edilmektedir.
Alegorik Anlatım ve Anlam Ne
Demektir?
Alegorik bir
anlatım veya eser için teşhis sanatı, iç çatışma ve arayış olmazsa olmaz
durumundadır. Alegorik anlatım doğal bir sonucu olarak çokanlamlılık ve zamansal-mekansal
belirsizlik (müphemiyet) ayrıca metinlerarasılık alegorik anlatımın
vazgeçilmezleridir. Alegorik anlatımın bu sayılan şartları içermesi gerekir.
Ancak birçok sayfada şöyle tanımlara rastlanır: Alegori
adı verilen sembollerle fikirlerin, eylemlerin, duyguların, kavram ya da
nesnelerin anlatım yöntemine alegorik anlatım denilmektedir. Bu anlatımın ifade
ettiği anlam ise alegorik anlam olarak çeşitli güzel sanatlar eserlerinde
ortaya çıkmaktadır. Örnekler: Yahya Kemal Beyatlı'nın Sessiz Gemi, Ahmet
Haşim'in Merdiven adlı şiirleri, Dante'nin meşhur İlahi Komedya adlı eseri.
Alegori
bir tür mü yoksa tarz mı?
Hem geleneksel yorumları temsil eden tezkirelerde hem de bizden önceki “çağdaş” çalışmalarda şûhâne, rindâne ve âşıkâne gibi tarzların varlığından söz edilir. Söz konusu kelimeler daha çok bir gazel için kullanılmakla beraber bir şair/yazar için de kullanılabilmektedir; örneğin Fuzûlî’nin âşıkâne, Nedîm’in şûhâne bir tarzda yazdıkları genel kabul görmüştür. Şûhane, rindâne veya âşıkâne gibi tarz adlandırmalarında “edâ”nın önemi göz ardı edilemez. Bir şiirin edâsını sadece konusuna bakarak anlamak yetersiz bir bakış açısı izlenimi vermektedir. Burada içerik ve biçimin birlikte rol aldığını söylemek daha yerinde bir görüş olacaktır. Alegoride de bir eda ortaklığından söz edilebilir. Yukarıda dile getirdiğimiz yapı ve amaç birliği (teşhis, iç çatışma, arayış, zamansal ve mekânsal müphemiyet, tenasüp, çokanlamlılık, metinlerarasılık ve aynı hikâyeyle birden fazla hikâye anlatmak) alegorileri bir tarz olarak düşünmeyi mümkün kılmaktadır. Yukarıda da belirtildiği gibi alegorileri tür olarak düşünmemizi engelleyen en önemli unsur, konu birliğinden yoksunluktur. Öte yandan alegorileri tarz olarak adlandırabilmek için elimizde daha fazla karinenin olduğunu dile getirebiliriz. Kaynak: (Bir Tür mü Tarz mı? Klasik Türk Edebiyatında Alegori-Berat Açıl)
Alegori nedir? Alegori ne demek? Alegori örnekleri nelerdir?
Türk Dil Kurumuna (TDK) göre alegori
Alegori bir tür mü yoksa tarz mı?
Şiir ve türlerde bolca geçen zülüf, kakül ve perçem arasındaki farklar nelerdir?
İlk önce bir yanlışı düzeltmek gerekir. Kahkül diye kullanılan kelimenin orijini ve Türk Dil Kurumu sayfasındaki yazımı kakül şeklindedir. Kahkül yazımı yanlıştır.
Temelde üç ayrı bölgedeki saçları ifade etmek için kullanılan bu üç kelime bazen birbirlerinin yerine kullanılır.
(كاكل)
(پرچم)
Perçem ise daha çok başın üst kısmında fazladan saç bırakmak veya saçı kesip bir bölümünü bırakmak şeklindeki kesim şekilleri için kullanılır. Zaten kelimenin temel anlamı bayrak, flama, başın üst kısmında bırakılan tüy gibi anlamlarda kullanılır.
Ancak zülüflere perçem diyen kuaförler, kaküle perçem veya zülüflere kakül diyen ve bu anlamlarıyla kullanan insanlar bulunmakta, bu halleriyle edebi eserlerde kullananlara rastlanmaktadır.