Divan Edebiyatı Nazım Şekilleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Divan Edebiyatı Nazım Şekilleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Müstezat Nazım Şekli ve Örnekleri


Divan Edebiyat Nazım Şekli: Müstezad
Bir uzun bir kısa beyitlerden oluşur. Bir aruz kalıbıyla yazılan mısralara kalıptan bazı kalıpları eksilterek kısa mısralar yazılarak oluşturulur. Mefulü, mefailü mefailü feulün kalıbıyla yazılan mısraya mefulü feulün kalıbıyla yazılmış kısa mısra eklenmesi gibi.


1.
Bir görmek ile hüsnüne kıldın beni şeyda
Ey dilber-i rana
Etti nigehin aklımı hem sabrımı yağma
Ey gözleri şehla
AaAa

2.
Ta haşre değin Hazret-i İsa gibi ben de
Olsam nola zinde
Hecr-i gamın öldürmüş iken eyledi ihya
Vaslın beni cana
BbAa

3.
Kurban olayım destine kim ehl-i kalemsin
Erbab-ı rakamsın
Yokdur hele küttab arasında sana hem-ta
Ey mani-i yekta
CcAa 

4.
Yek-dane yaratmış seni alemde efendim
Ey şah-ı levendim
Halk eylemiş bir dahı emsalini haşa
Allahu Teala
DdAa


5.
Ey şuh-ı vefadar-ı kerem-pişe revadır
Mirata sezadır
Vassaf olalılı hüsn ü kemalatına dünya
Ala vü ger edna
EeAa


6.
Mecnun gibi gözden akıtıp eşk ile seli
Ey turrası Leyli
Olmak görünür ışkın ile aleme rüsva
Aldı beni sevda
 FfAa

7.
Hun eyledi bağrım feleğin cevr ü cefası
Bihude edası
Ta eyleyeli sen gibi gül-ruhları peyda
Biçare Nedima
GgAa

Kaynak: (Nedim Divan'ı-Muhsin Macit-Müstezadlar)

Kafiye şeması: AaAa BbAa CcAa DdAa EeAa FfAa GgAa
Aruz kalıbı:
Uzun beyitler: Mef'ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün
Kısa beyitler: Mef'ûlü feûlün

Nedim'in İstanbul/Sadabad/İbrahim Paşa Kasidesi ve Günümüz Türkçesiyle Tam Metni


Nedim’in Divan’nın 46 nüshası vardır. Bu Divan’da 44 kaside mevcuttur. Bu kasidelerden biri İstanbul, Sadabad ve İbrahim Paşa övgüsü hakkındadır. 18. yüzyıl şairi olan Nedim’in İstanbul Kasidesi olarak da bilinen kasidenin kafiye şeması aa, ba, ca, da, ea...şeklindedir. Kasidenin tam metni ve günümüz Türkçesine aktarılmış hali (açıklaması) şu şekildedir (dedemindili . blogspot . com . tr):




XX. yüzyılın başlarında Sâdâbâd’ı gösteren bir kartpostal (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kartpostal Koleksiyonu) Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi



Der-Vasf-ı Sa'd-âbâd u İstanbul Der-Zımn-ı Medh-i İbrahîm Pâşâ

(İstanbul’un ve Sadabad’ın Özellikleri ve Zımmen İbrahim Paşa Övgüsü)

Bu şehr-i Stanbul ki bî-misl ü bahâdır
Bir sengine yek-pâre 'Acem mülkü fedadır
(İstanbul şehrine değer biçmek mümkün değildir. Onun bir taşına bütün Acem/İran devleti feda edilir.)

Bir gevher-i yektadır iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezadır
(İki deniz arasında eşsiz bir cevherdir, dünyayı aydınlatan Güneş ile tartılsa yeridir.)

Bir kânı-ı ni'amdır ki anun gevher-i ikbâl
Bir bâğ-ı İremdir ki gülü izz ü ulâdır
(O bir nimet madenidir ki onun süslü geleceği, gülü yüce ve aziz İrem Bağı’dır.)

Altında mı üstünde midir cennet-i a'lâ
El-hak bu ne halet bu ne hoş âb u havadır
(Cennet-i Ala onun üstünde midir altında mıdır? Doğrusu onun hali, suyu, havası ne hoştur.)

Her bağçesi bir çemenistân-ı letafet
Her gûşesi bir meclis-i pür-feyz ü safadır
(Her bahçesi bir hoş çimenlik, her köşesi bereket ve zevk dolu meclistir.)

İnsâf değildir anı dünyâya değişmek
Gülzârların cennete teşbih hatâdır
(Onu dünyaya değişmek insafa sığmaz; gül bahçesini Cennet’e benzetmek hata olur.)

Herkes erişir anda muradına anunçün
Dergâhları melce-i erbâb-ı recâdır
(Onda herkes isteğine kavuşur çünkü dergahları rica erbabının sığınağıdır.)

Kâlâ-yı ma'ârif satılır sûklarında
Bâzar-ı hüner ma'den-i 'ilm ü 'ulemâdır
(Pazarlarında maarif kaleleri satılır. O, ilim ve alimler madeni, hüner pazarıdır.)

Camilerinin her biri bir kûh-ı tecelli
Ebrû-yı melek andaki mihrâb-ı du'âdır
(Camilerinin her biri görünür bir dağdır. Onlardaki dua mihrapları meleklerin kaşı gibidir.)

Mescidlerinin her biri bir lücce-i envâr
Kandilleri meh gibi leb-rîz-i ziyadır
(Mescitlerinin her biri nurlar saçan ummandır; kandilleri ışık saçan ay gibidir.)

Ser-çeşmeleri olmada insâna revan-bahş
Germ-âbeleri cana safa cisme şifâdır
(Pınarları insana hayat verir. Sıcak suları (kaplıca/hamam) ruha zevk, bedene şifadır.)

Hep halkının etvârı pesendîde vü makbul
Derler ki biraz dil-beri bî-mihr ü vefadır
(Bütün halkının tavırları hoş ve güzeldir. Derler ki güzelleri biraz acımasız ve vefasızdır.)

Şimdi yapılan 'âlem-i nev-resm-i safânın
Evsâfı hele başka kitâb olsa sezadır
(Şimdilerde yapılan yeni eğlence törenlerinin dünyası, özellikleri başka bir kitapta anlatılsa yeridir / daha iyi olur.)




Sultan II. Mahmud döneminde Sâdâbâd Sarayı’nı tasvir eden Preault tarafından çizilmiş gravür Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi

Nâmı gibi olmuşdur o hem sa'd hem âbâd
İstanbula sermâye-i fahr olsa revadır
(O namı olmuştur hem yüz hem sonsuz/mamur; (Sadabad) İstanbul’un övüncünün sermayesi olsa yakışır.)

Kûhsârları bağları kasrları hep
Gûyâ ki bütün şevk u tarab zevk u safadır
(Bütün dağları, bağları, köşkleri tamamen şevk, eğlence, zevk ve sefadır.)

İstanbulun evsâfını mümkin mi beyan hiç
Maksûd heman sadr-ı kerem-kâra du'âdır
(İstanbul’un özelliklerini beyan etmek hiç mümkün değil. Amaç, cömert vezirazama dua etmektir.)

Dâmâd-ı güzîn-i şeh-i zî-şân-ı felek-câh
Fahrü'l-vüzerâ âsaf-ı ferhunde-likâdır
((O) yüce ve şan sahibi Padişahın seçkin damadı, vezirlerin övüncü, güleç yüzlü vezirdir.)

Hem-nâm-ı Halil olmağ ile zât-ı şerîfi
Ahdinde cihan pür-ni'am-ı cûd u sehâdır
(Zat-ı alileri, Halil ile aynı isme sahip olduğu için, sözünden dünya nimet, ihsan ve cömertlikle dolar. )

Devşirmededir saçdıgı ihsanı şeb ü rûz
Pîr-i feleğin anun içün kaddi dutadır
(Onun saçtığı ihsanları gece gündüz topladığı için ihtiyar feleğin boyu iki büklümdür.)

Ser-pençesinin nâmı lîsân-ı kudemâda
Deryâ-yı himem kân-ı kerem bahr-ı 'atadır
(Onun güçlü elinin eskiler lisanında adı; himmet deryası, cümertlik madeni, hediye denizidir.)

Endîşesinin künyesi tûmâr-ı nesebde
Nûr ibni süheyl ibni reşad ibni zekâdır
(Soy kütüğünde onun düşüncesinin künyesi, nur ibni süheyl ibni reşad ibni zekadır/ zekanın oğlu hak yolun oğlu Süheyl yıldızı oğlu nurdur.)

Bîm-i ser-i şemşîr-i dırahşan güherinden
Sîmâ-yı ahâlî-i sitem kâh-rübâdır
(Parlak kılıcının korkusundan saçılan cevherler, şikayet eden ahalinin simasında kehribardır.)

Hâtem-sıfatâ tab' u dil ü dest-i kerîmin
Deryâ-yı himem kân-ı kerem ebr-i 'atadır
(O cömerdin eli, gönlü, kuvveti, hatem-sıfatlılara himmet deryası, cömertlik madeni, hediye bulutudur.)

Feyz-i eser-i sâgar-ı dest-i kereminden
Şahs-ı feleğin çehresi yâkut-nümâdır
(Cömert elinin kadehinin bereket eserlerinden, feleğin yüzü yakut gibi görünmektedir.)

Ey sadr-ı keremkâr ki dergâh-i refî'in
Erbâb-ı dile kıble-i ümmîd ü recâdır
(Ey cömert Sadrazam, yüce dergahın gönül ehline rica ve ümit makamıdır.)

Sensin o cihan-sadr felek-pâye ki dâ'im
Dergâhına ikbâl ü şeref perde-güşâdır
(O, dünyanın yüksek rütbeli Sadrazamı sensin ki daima mutluluk ve şeref, sarayının perde açıcısıdır.)

İhlâs ile bendendir eyâ sadr-ı keremkâr
Kullukdur onun pîşesi dahi neye kadir
(Hayret, cömert Sadrazam, ihlasla kulluk etmektedir. Onun mesleği kulluktur ve bu nelere kadirdir.)

Devrinde senin fırka-i erbâb-ı ma'ârif
Âsûde-i cevr-i felek-i bî-ser ü pâdır
(Senin devrinde, marifet erbabı fırkası, başsız ve ayaksız feleğin eziyetinden asudedir/kurtulmuştur.)

Iydın ola ikbâl ü sa'âdetle mübarek
Günden güne ikbâlin ola gün gibi zahir
(Bayramın mutululuk ve saadetle mübarek olsun. Gün geçtikçe makamın güneş gibi görünür olsun.)

Sadrında seni eyleye Hak dâ'im ü sabit
Hep 'âlemin etdikleri şimdi bu du'âdır
(Bütün alemin ettiği dua şudur: Allah seni sadrazamlığında/makamında değişmez ve devamlı kılsın.)

Ey sadr-ı cihanbân ede Hak devletin efzûn
Kim devletin erbâb-ı dile lulf-ı Hudâdır
(Ey dünyayı koruyan Sadrazam, Allah saadetini artırsın ki senin idaren gönül ehline Allah’ın lütfudur.)

Ez-cümle Nedîmâ kulun ey âsaf-ı zî-sân
Müstağrak-ı lûtf u kerem ü cûd u 'atadır
(Ey şanlı Vezir! Kısaca, Nedim kulun hediye, ihsan, cömertlik ve lütfuna gömülmüştür/ onların çoşkusu içindedir.)

Kasidenin Aruz Vezni: Mef’ûlü Mefâîlü Mefâîlü Feûlün


Şarkı Nazım Şekli ve Şarkı Örnekleri


Divan Edebiyatı Nazım Şekillerinden Şarkı ve Şarkı Örnekleri

Divan edebiyatı nazım şeklidir. Aruzla yazılır ve aruzun birçok kalıbıyla yazılabilir. Şarkının kökeninin murabba olduğu iddia edilir. Divan edebiyatının diğer nazım şekillerine göre daha sade, kolay ve anlaşılır bir dil dille yazılır. Şarkılar bentlerden oluşur. Bent sayısı 3, 4 veya 5 olabilir.Şarkıların kafiye düzeni abab, cccb, dddb veya aaaa, bbba, ccca, ddda şeklinde olabilir. Bunun dışında da kafiye düzenleri vardır. Bu kafiye düzeni koşma kafiye yapısıyla benzerlik gösterir. Halk şiiri ürünlerine yakın olan şarkıların yanında anlaşılması için belli bir birikim isteyen şarkı örnekleri de vardır. Şarkı Türk edebiyatında görülür ve bestelenmek için yazılır. Halk edebiyatında şarkının karşılığı türküdür. Şarkı da tıpkı türkü de olduğu gibi nakarat mısralar veya kelimeler mevcuttur. Şarkılarda ayrılık, aşk, içki, eğlence, sevgili gibi konular işlenebilir. Nedim, Enderunlu Vasıf, Nail-i Kadim, Yahya Kemal şarkılarıyla ön plana çıkan sanatçılardır.


1. Örnek


Şarkı Örnekleri, Şarkı Örneği
Nazım Şekli: Şarkı
Ölçü: Aruz
Aruz kalıbı: Fe‘ilâtün / fe‘ilâtün / fe‘ilün
Takti: (+ + - - / + + - - / + + -)
Kafiye şeması: abab, cccb, dddb


Velehü Şarkı
Görmedük hayli zamân oldı seni
Ey gözüm nûrı cihânda sağ ol
Künc-i mihnetde unutdunsa beni
Ey gözüm nûrı cihânda sağ ol

Varup ağyâr ile mey-nûş itdün
Dil-i mahzûnumı pür-cûş itdün
Çünki ben zârı ferâmûş itdün
Ey gözüm nûrı cihânda sağ ol

İltifâtunla rakîb-i güm-râh
Eylemiş dergeh-i vaslunı penâh
İtmedün bendene bir kerre nigâh
Ey gözüm nûrı cihânda sağ ol

Sana cân virmek-içün âmâde
Râh-ı ‘aşkunda hezâr üftâde
Ölse de Fennî kulun dünyâda
Ey gözüm nûrı cihânda sağ ol

 ...............

2. Örnek
Nazım Şekli: Şarkı
Ölçü: Aruz
Aruz kalıbı: Mefâ‘îlün / mefâ‘îlün / mefâ‘îlün / mefâ‘îlün
Takti: (+ - - - / + - - - / + - - - / + - - -)
Kafiye şeması: aaaa, bbba, ccca



Velehü Şarkı
Gönül mülkinde sürûr tendeki cânum dahı sensin
Hele derdüm de senden ise dermânum dahı sensin
Felekde âfitâbum mâh-ı tâbânum dahı sensin
Efendim şöyle tursun belki sultânum dahı sensin

Ben öyle ‘andelîbem degme gül-zârı makarr itmem
İşüm zevk u safâdur hâr-ı gamdan hîç keder itmem
Kıyâmet kopsa senden gayrıya cânâ nazar itmem
Gül-istânum da sensin verd-i handânum dahı sensin

Gice tâ subha dek bî-zâr-ı zâr olsam dahı farzâ
Zamân-ı devlet-i ‘aşkunda Fennî itmezem şekvâ
Neşâtumdur ‘aceb mi ‘âleme fahr eylesem zîrâ
Benüm şûh-ı cihânum şâh-ı hûbânum dahı sensin


Şarkıların kaynağı: Hacı İbrahim Demirkazık-18. Yüzyıl Şairi Mustafa Fenni Divan (İnceleme-Tenkitli Metin-Dizin-Doktora Tezi, 2009)

Şeyah Galip'ten 10 Şarkı Örneği
1
Ey nihâl-i işve bir nev-res fidânımsın benim 
Gördüğüm günden beri hâtır-nişânımsın benim 
Ben ne hâcet kim diyem rûh-ı revânımsın benim 
Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim

Derd-i aşkın ben senin bîhûde izhâr eylemem 
Lâf edip âh u enîni kendime kâr eylemem 
Hâsılı âlem bilir bu sırrı inkâr eylemem 
Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim

Ey gül-i bâğ-ı vefâ ma'lûmun olsun bu senin
Hâr-ı cevrinle şehâ terk eylemem pîrâmenin 
ölme var ayrılma yokdur öyle tutdum dâmenin 
Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim

Gâhî inkâr eyleyip gâhî dönüp ikrârdan 
Aksini seyr eylerim âyînede dîvârdan 
Gerçi bu sûretle pinhân eylerim ağyârdan 
Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim

Beste kıldım sâz-ı efkârı o zülf-i sünbüle 
Oldu Gâlib perde-i âhım muhayyer sünbüle 
Herçi bâd-â-bâd bağlandım hevâ-yı kâküle 
Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim

2
Şu'le-i reng-i letâfet rûy-ı âlındır senin 
Mürg-i dil pervâne-¡ şem'-i cemâlindir senin 
Dâğ dâğ-ı sîne fânûs-ı hayâlindir senin 
Devr eden hâtırda hep fikr-i visâlindir senin

Bezm-i aşka dâğ-ı dil hem şîşedir hem lâledir 
Eşk-i germ âteşdir ammâ âteş-i seyyâledir 
Câm-ı hüsnün gûyiyâ bir şu'le-i cevvâledir 
Devr eden hâtırda hep fikr-i visâlindir senin

Cûybâr-ı bâğ-ı hüsnündür benim giryânlığım 
Sanma ki âyîne-veş bî-hûdedir hayrânlığım
Gerdiş-i çeşmimden idrâk eyle ser-gerdânlığım 
Devr eden hâtırda hep fikr-i visâlindir senin

Dûzah-ı sûz-ı dilârânın dil oldu mâ'ili 
Eyledi girdâb-ı hayret Gâlib-i deryâ-dili 
Çarhdan geçsem de geçmem senden ey meh hâsılı 
Devr eden hâtırda hep fikr-i visâlindir senin

Gerdiş eylerse murâdımca bu dûlâb-ı felek 
Cûybâr-ı vuslatındır hem-demim bî-reyb ü şekk 
Şâhid olsun tâ'ifân-ı Arş olan fevc-i melek 
Devr eden hâtırda hep fikr-i visâlindir senin

3
Sevelim yârı hat-âverliği hengâm olsun 
Biz de bir gün görelim sâye-i dîdârında 
Gündüz olmazsa da mihmânımız ahşam olsun 
Biz de bir gün görelim sâye-i dîdârında

Reşk-i hûrşîd iken ol dilber-i âlî-evsâf 
Etmesin her nazara cilve-i hüsnü isrâf 
Bakmasın rûz u şeb âyîneye insâf insâf 
Biz de birgün görelim sâye-i dîdârında

Acabâ hâtıra-i rûz-ı hisâb etmez mi 
Etdiği va'de-i ferdâya hicâb etmez mi 
Dağııdıp kâkülünü keşf-i nikâb etmez mi 
Biz de bir gün görelim sâye-i dîdârında

Der-kenâr eyleyip ol mihr-i şafak-peymâyı 
Çekelim subh-ı celî şa'şa'a-veş sahbâyı 
Unudup mihnet-i dî-rûzu gam-ı ferdâyı 
Biz de bir gün görelim sâye-i dîdârında

Söyle ey âh yetiş sen o meh-i tâbâna 
Çekmesin kendini tâ ol derece pinhâna 
Merhamet yok mu meğer Gâlib-i nâ-sâmâna 
Biz de bir gün görelim sâye-i dîdârında

4
Muntazır teşrîfine saf saf durur serv-i çemen 
Vaktıdır ey nev-bahâr-ı işve bu gülzâra gel
Yolların bekler gül ü nesrîn ü ar'ar yâsemen 
Vaktıdır ey nev-bahâr-ı işve bu gülzâra gel

Sîne-i pür-dâğı gûyâ lâlezâr etdim sana 
Çeşme çeşme eşk-i çeşmim cûybâr etdim sana 
Bir müferrih bâğ-ı dil-cû âşikâr etdim sana 
Vaktıdır ey nev-bahâr-ı işve bu gülzâra gel

Çekme istiğnâya nâz u cevri efzûn eyleme 
Goncanın sad pâre olmuş bağrını hûn eyleme 
Sebzezârın benzini soldurma mahzûn eyleme 
Vaktıdır ey nev-bahâr-ı işve bu gülzâra gel

Cûşiş-i hûn-ı safâya ermeden vakt-ı sükûn 
Etmeden bülbüllerin feryâdını fürkat zebûn 
Gâlibi zencîr-i mevce çekmeden cûy-ı cünûn 
Vaktıdır ey nav-bahâr-ı işve bu gülzâra gel

5
Gördüm hat-âver olmuş o mâh âh âh âh 
Almış sipihri dûd-ı siyâh âh âh âh 
Hâlim o yüzden oldu tebâh âh âh âh 
Dersem aceb mi gâh-be-gâh âh âh âh

Düşdüm hevâ-yı zülfüne ol şûh-ı mehveşin 
Çekdim kemân-ı aşkını ebrû-yı dil-keşin 
Hikmet bu k¡m duhânına yandım o âteşin 
Dersem aceb mi gâh-be-gâh âh âh âh

Ümmîdvâr iken ben o şâhın vefâsına 
Me'lûf iken inâyet ü lutf u atâsına 
Ağyâra uydu etdi sitem mübtelâsına 
Dersem aceb mi gâh-be-gâh âh âh âh

Bir âşıkın ki olmaya hükm-i sitâresi 
Aheng-i zulm ü zulmet ede mâh-pâresi 
Ah eylemekden özge nedir söyle çâresi 
Dersem aceb mi gâh-be-gâh âh âh âh

Bezmihde ben de Gâlib mestâneyim senin 
Zencîr-i târ-ı zülfüne dîvâneyim senin
Etrâf-ı şem'-i cem'ine pervâneyim senin 
Dersem aceb mi gâh-be-gâh âh âh âh

6
Bülbül erip bahâra yine âh âh âh 
Başladı âh u zâra yine âh âh âh 
Hat geldi rûy-ı yâra yine âh âh âh 
Anber döküldü nâra yine âh âh âh

Ol mâh-pâre tutdu sitem ü resm râhını 
Geh zâhir etdi gâh nihân etdi mâhını 
Seyr eyle halka halka o zülf-i siyâhını 
Kasd etdi târümâra yine âh âh âh

Terk etdi istirâhat-ı leyl ü nehârı dil 
Ah u enîn ile geçirir rûzgârı dil 
Derd ü gamınla kalmamış iken karârı dil 
Etmekde ber-karâra yine âh âh âh

Yüksek uçup gurûr ile ol gayret-i melek 
Bir dem murâdım üstüne devr etmedi felek 
Feryâdı perde perde çıkardım sipihre dek 
Bak âh-ı bî-şümâra yine âh âh âh

Gâlib o gül-izâra olup mübtelâ hemân 
Sevdâ-yı aşkın etmededir iddi'â hemân 
Ol âteş ile yanmadadır dâ'imâ hemân 
Ah etmeyip ne çâre yine âh âh âh

7
Emrine dil-bestedir her dilber-i fettân senin 
Şehr-i hüsnün şehriyârısın bugün fermân sen¡n 
Devr eder vefk-ı murâdınca bütün devrân senin 
Şehr-i hüsnün şehriyârısın bugün fermân senin

Gel keremkârım dil-i uşşâkı mahzûn eyleme 
Gonca-veş perverdegân-ı vaslı dil-hûn eyleme 
Fürkat âdet olmasın kan eyle kânûn eyleme 
Şehr-i hüsnün şehriyânsın bugün fermân senin

Bûy-ı hicrân vermesin gül-berg-i handânın dirîğ 
Zâr u giryân olmasın uşşâk-ı nâlânın dirîğ
Dest-bûs olmazsa bârî etme dâmânın dirîğ 
Şehr-i hüsnün şehriyârısın bugün fermân senin

Hûblar saf saf d¡zilmişler senin dîvânına 
Tâ'ifân-ı Arş-ı A'lâ reşk eder ünvânına 
Bir nazar kıl arz-ı hâl-i Gâlib-i nâlânına 
Şehr-i hüsnün şehriyârısın bugün fermân senin

8
Ey şeh-i hûbân-ı cihân toğrısı 
Ben sana dîvâneyim âh âh âh 
Böyledir el-hâsıl inan toğrısı 
Aşk ile efsâneyim âh âh âh

Hem-dem iken her dem o meh-tal'ata 
Mahrem iken meclis-i ünsiyyete 
Ayîne-veş şimdi düşüp hayrete 
Akl ile bî-gâneyim âh âh âh

Tâ-be-seher şevk ile ey nâzenîn 
Haste-i hicrânını kıldm hazîn 
Yerde kalır sanma bu âh u enîn 
Şem'ine pervâneyim âh âh âh

Ateş-i dîdârın olup şu'lever 
Yakdı vücûd âlemini ser-te-ser 
Kalmadı Gâlib dil ü cândan eser 
Dahı nice yanayım âh âh âh

9
Arzû-yı vuslatın her-dem dil-i pâkimdedir
Gevher-i aşkın sadef-veş sîne-i çâkimdedir 
Dâ'imâ bu şübhe ammâ tab'-ı gamnâkimdedir 
Kangı âşıkdır senin gönlünde gönlün kimdedir

Pîş-i râhında senin ey şâh-ı hûbân bende çok 
Dâd-hâhın hadden efzûn sâ'il-i hâhende çok 
Yalınız bir ben değil efgende çok hâhende çok 
Kangı âşıkdır senin gönlünde gönlün kimdedir

Perçemin sevdâsı her şeb kîl-ü-kâlimdir benim 
Bahs-i zülfün çok zamânlardır hayâlimdir benim
Sormak ayb olmazsa sultânım su'âlimdir benim 
Kangı âşıkdır senin gönlünde gönlün kimdedir

İmtiyâza kâ'ilim ben terk-i ağyâr istemem 
Bildiğimdir hüsn-i âlem-gîrin inkâr istemem 
Toğrısın söyle bana aldatma bâzâr istemem
Kangı âşıkdır senin gönlünde gönlün kimdedir

Perçemindir Gâlibi bî-sabr u sâmân eyleyen 
Tal'atın mir'âtıdır uşşâkı hayrân eyleyen
Gerçi sensin herkesin gönlünde cevlân eyleyen 
Kangı âşıkdır senin gönlünde gönlün kimdedir

10
Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni 
Böyte yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni 
Ben bu sözden dönmezim devr eyledikçe nüh felek 
Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni

Bend-i peyvend-i dilim ebrû-yı gaddârındadır 
Rişte-i cem'iyyetim zülf-i siyeh-kârındadır 
Hastayım ümmîd-i sıhhat çeşm-i bîmârındadır 
Bir devâsız derde oldum mübtelâ sevdim seni

Ey hilâl-ebrû dilin meyli sanadır toğrusu 
Sûy-ı mihrâba nigâhım kec-edâdır toğrusu 
Râ kaşından inhirâf etsem riyâdır toğrusu 
Yâ savâb olmuş veyâ olmuş hatâ sevdim seni

Bî-gubârım hasret-i hattınla hâk olsam yine 
Sıhhatım rûh-ı lebindendir helâk olsam yine 
Tîğ-ı gamzenden kesilmem çâk çâk olsam yine 
Hâsılı bî-hûde cevr etme bana sevdim seni

Gâlib-i dîvâneyim Ferhâd u Mecnûna salâ 
Yüz çevirmem olsa dünyâ bir yana ben bir yana 
Şem'ine pervâneyim pervâ ne lâzımdır bana 
Anlasın bî-gâne bilsin âşinâ sevdim seni





Müfred/Müfret Nazım Şekli, Yapısı ve Örnekleri




Divan Edebiyatı nazım şekillerinden biri olan Müfred/Müfret, tek beyitlik, başka beyitlerle bağı olmayan ve mısraları arasında kafiye bulunmayan nazım şeklidir. Mehmet Kaplan tek beyitten oluşan şiirleri müfret kabul eder. Kaya Bilgegil ise iki mısralık ve musarra (kafiyeli) olacağını vurgular.

Müfred nazım şekliyle yazılan ancak beyitleri arasında kafiye bulunmayan müfredlere örnekler:

Adli'den (2. Bayezid) Müfredler

fe’ilâtün mefâ’ilün fe’ilün
Pây-mâl itme çünki yakdun oda  a
Gizlidür gönlüm içre nâr sakın    b

 ...

fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilün
            Hoş bilür mihr ü vefâ kâ’idesin yâr velî    a
            ‘İtibâr olmaya ol ‘ilme ki gelmez ‘amele  b





Terci-i Bent Fuzuli (Terci-i Bent Nazım Şekli, Yapısı-Fuzuli'nin Ayas Paşa Terci-i Benti)




Divan edebiyatında nazım şekilleri şu başlıklarla tasnif edilir:

Beyitlerle yazılan şiirler: Gazel, Kaside

Tek dörtlükle yazılan şiirler: Rubai, Tuyug

Birden fazla dörtlükle yazılan şiirler: Murabba, Şarkı

Bentlerle yazılan şiirler: Terkib-i Bent, Terci-i Bent





Divan edebiyatı nazım şekillerinden olan Terci-i Bent, aruz ölçüsüyle yazılır. Her bendi tıpkı bir gazel gibi aa, ba, ca, da, ea… şeklinde kafiyelenir. Her bende hane, terci-hane isimleri verilir. Bendler arasında yer alan beyitlere ise vasıta, bendiyye denir. Bu durumda her bend kendi içinde kafiyelenir ve vasıta beyitlerinın kafiyeleri aynı olur:

1.      Bent: aa, ba, ca, da, ea, fa, ga 1. Vasıta beyti: AA
2.      Bent: aa, ba, ca, da, ea, fa, ga 2. Vasıta beyti: AA
3.      Bent: aa, ba, ca, da, ea, fa, ga 3. Vasıta beyti: AA
4.      Bent: aa, ba, ca, da, ea, fa, ga 4. Vasıta beyti: AA
5.      Bent: aa, ba, ca, da, ea, fa, ga 5. Vasıta beyti: AA

Terci-i bentlerde, bentteki beyit sayıları eşit olur. 16. Yüzyıldan itibaren Türk edebiyatında kendine yer bulan terci-i bentler konusunda Ziya Paşa ustadır. Terci-i bentlerde övgü, yergi, ölüm gibi konular yer alabilir. Aşağıda Fuzuli’nin Sadrazam Ayas Mehmet Paşa hakkında yazdığı terci-i bent örneği vardır.


TERCİ'-İ BEND DER HAKK-I AYAŞ PAŞA

1.      Bent
Şükr kim çerh istikâmet üzre devrân eyledi       
Cem'-i ehl-i devlet a'dâsın perişân eyledi

Dehre halk-i Basra vü ehl-i Cezâyir fitnesi
Çok zamanlar gerçi kan yutturdu pinhân eyledi

Âkibet bîm-i zarardan pâd-şâh-i âlemi
Bi’z-zârüre vâkıf-i asâr-i isyân eyledi

Gayret-i hükm-i hilâfet ol diyarın fethini
Bir mücâhid bende-i makbûle fermân eyledi

Mazhar-i rahmet Ayâs-i merhamet-endîşe kim
Anı evc-i adle Hak hur-şîd-i rahşân eyledi

Sâye-veş toprağa saldı düşmen-i bed-hâhını
Her yere kim râyet-i azmin hırâmân eyledi

Basra teshîri Cezâyir fethi müşkil emr iken
Eshel-i vech ile bu düşvârı âsân eyledi

Vasıta beyti-bendiye
Hiç şek yok kim bu nusret nusret-i islâm'dır
Pâd-şâhın mülküne isbât-i istihkâmdır



2.      Bent
Kıldı Bağdâd üzre feth için müretteb bir sipâh
Kim alemden bâd tahrikiyle mesdûd oldu râh

Kesret ol gâyette kim encüm dökülse çerhden
Zînet için bir güher bulmazdı anda bir külâh

Ger sabâ nâ-geh araya düşse mânend-i habâb
Anlara iltürdi leşker izdihâmından penâh

Vahş ile tayr ü melek yüz tuttu gurbet azmine
Kalmayıp anlara leşkerden vatanda cây-gâh

Her yana kaldırdı râyet bir emir-i nâm-dâr
Her yana saf bağladı bir ser-ver-i Cemşid-câh

Tuttu saf saf yer yüzün leşker sûtur-i hat kimi
Ol hatın mazmûnu istiklâl-i hükm-i pâd-şâh

Etmek olmaz böyle leşker cem’ini tedbir ile
Yâr u yâver olmasa tevfîk u te'yîd-i İlâh

Vasıta beyti-bendiye

Hiç şek yok kim bu nusret nusret-i İslâm'dır
Pâd-şâhın mülküne isbât-i istihkâmdır




3.      Bent

Mâh-i nevden Dicle'de gösterdi zevrakler misâl
Kim görüptür kim ola bir âs-manda bin hilâl

Her biri bir tâ'ir-i evc-i belâdır tîz-per
Sayd-i murg-i rûh-i hasm eyler kılıp tahrîk-i bâl

Yoksa sâ'ildir dehânında kızıl bayrak zebân
Hakim-i Takdîr'den feth-i bilâd etmiş su'âl

Gönlü açılmış meğer bulmuş bu reng ile cevâb
Çerh-i ahdardan ki mâni' yok teveccüh eyle al

Suda bir zevrak mı yâhud ağzın açmış bir neheng
Bayrak ol âteş ki bulmuştur deminden işti'âl

Ser-ver-i sâhib-zafer zevraklere zînet verip
Kıldı düşmen mülküne irsâl-i esbâb-i kıtâl

Saldı gavgâ-yi tüfengi magz-i a'dâya girîv
Buldu vehminden mizâc-i mülk-i düşmen ihtilâl

Vasıta beyti-bendiye

Hiç şek yok kim bu nusret nusret-i İslâm'dır
Pâd-şâhın mülküne isbât-i istihkamdır




4.      Bent

Râyetin bir cânibinden eyleyip gerdin hırâm
Gerd-i leşkerden ruhun gerdûnun etti müşg-fâm

Ruhsat-i azm-i gazâ Şâh-i Neceften isteyib
Geldi der-gâhına gösterdi tarîk-i ihtirâm

Buldu ol Sultân-i âdilden kemâl-i iltifât
Pîr irşâdiyle hoştur her amelde ihtimâm

Buk'a buk'a kıldı tayy ma'mûre-i mahrûsayı
Aldı feyz-i feth-i mülk için du'â-yi hâs u âm

Yetti ol ser-hadde kim âğâz-i mülk-i hasmdır
Girdi ol meydâna kim hükm anda olmuştur tamâm

Geldi ol menzilde rûz-i ıyd hâk-i pâyine
Fethden verdi beşâretler kim ola şâd-kâm

Yeddi ahterden felek düzdü anun için bir katâr
Kim çeker sahrâda esbâb-i sipâhın subh u şâm

Vasıta beyti-bendiye

Hiç şek yok kim bu nusret nusret-i İslâmdır
Pâd-şâhın mülküne isbat-i istihkâmdır




5.      Bent
Şeyhi Âl-i Kaş’am’ın şerriyle bir şeytân idi            
Memleket içre fesâdı şöhre-i devrân idi

Gerçi sûrette itâ’at zâhir eylerdi veli
Sûret-i akşamı hâl-i çihre-i isyân idi

Muktedâsı emr ü nehyinden hevâ-yi nefs olup
Şer' hükmü vâdi-i re'yinde ser-gerdân idi

Hansı hırmen-sûhte zer'ine kılsa bir nazar
Bezr için her nesne kim koysaydı bir ihsân idi

Baş çıkarmak istemezdi zer vehminden anun
Gerçi fellâhin gözü yaşı ana bârân idi

Her eve bir gece mihmân olsa kavminden biri
Adı mihmânlık velî ma'nîde bir tâlân idi

Kıldı Paşa-yi sa'âdet-mend ref ol fitneyi
Sanmanuz kim def’ tedbîri anun âsân idi

Vasıta beyti-bendiye

Hiç şek yok kim bu nusret nusret-i islâm'dır
Pâdişâhın mülküne isbât-i istihkâmdır





6.      Bent

Ol kazâdan kişver-i a'dâya depretdi alem
Düştü bir sahrâya reh kim artırır zikri elem

Bir beyâban kim yok anda nev'-i insandan eser
Ana nisbet vâdi-i merdüm-nişîn mülk-i adem

Nakş-i rîki hatt-i âfet nevg-i hârı tîğ-i kîn
Yer mizâcında belâ muzmer hevâ tab'ında sem

Fasl hem bir fasl kim serd olmağın âb ü hevâ
Halktan kat'-i hayât eylerdi İsâ ursa dem

Öyle mühlik şiddet-i dey kim harâret bulmağa
Gördüğü yerde düşerdi odlara hur-şîd hem

Öyle kâtı tiğ-i sermâ kim lâhidden çıkmağa
Rûh eğer emvâta avd etseydi eylerdi sitem

Böyle mevsim böyle sahrâyı delil-i hayr ile
Kat' edip leşker Cezâyir mülküne bastı kadem

Vasıta beyti-bendiye

Hiç şek yok kim bu nusret nusret-i İslâm'dır
Pâd-şâhın mülküne isbât-i istihkâmdır





7.      Bent

Arsa-i mülk-i Cezâyir oldu nâ-geh âşkâr
Himmete arz etti gerdun bî-nihayet sebze-zâr

Kesret-i eşcârı ol gâyette kim ol mülkde
Bilmemiş âb ü zemîn hergîz ki bir hur-şîd var

Sanasın her nahli bir jülîde-mû divânedir
Kim ana zencir âb olmazsa tutmazdı karâr

Arsa-i satrenç tek sahnında Şatlardı hutût
Kalaler hat kimi Şat üzre bi-hadd ü bî-şümâr

Gerçi anlar maksad-ı aslî değildi leşkere
Olmağın ol fırka-i nâ-pâk hâk-i reh-güzâr

Eshel-i emr ile çok ser-leşkeri pâ-mâl edip
Bî-nihâyet kal’a-i muhkem olundu târ-mâr

Kal’aler fethin kelîd-i bâb-ı nusrettir deyu
Safha-i eyyâma tahrir etdi kilk-i rüzgâr

Vasıta beyti-bendiye

Hiç şek yok kîm bu nusret nusret-i İslâm'dır
Pâd-şâhın mülküne isbât-i istihkâmdır





8.      Bent

Oldu andan sonra peydâ Basra ehlinden nişân
Fitne odundan şererler kıldı zâhir âs-mân

Geldi istikbâle çok sengin-dil ü âhen-kâba
Oldu âlem-sûz seng ü âhen-i âteş-feşân

Her dil-âver nâdir-i mülk-i Horâsân ü Irâk
Her mübâriz ser-hat-i mecmû’a-i Hindûsitan

Leşker-i İslâm ile ağaz-ı ülfet eyleyip
Âşnâlık dem-be-dem efzûn olup kaynardı kan

Münhezim askerden ammâ bir elemsiz hem değil
Zehri ol kavmin zenebden saçılıp zenbür sân

Ol fezâ-yi mihnet-efzâdan yetince Basra'ya
Dehr bağ-i fitneden bir gül açardı her zamân

Lîk bir ferd olmadı zâyi sipâh-i Rûm'dan
Sûd sevdâsında ol tüccâra düşmüştü ziyân

Vasıta beyti-bendiye

Hîç şek yok kim bu nusret nusreti İslâmdır
Pâd-şâhın mülküne isbât-i istihkâmdır






9.      Bent

Bir seher kim tiğ-i zerrin çekti şâh-ı bâhter
Gök yüzünde koymadı encüm sipâhından eser

Basra'ya karşı sipâh-i Rûm'dan arz oldu saf
Bağladı rûy-i zemin bed-hâh katline kemer

Râyet-i hadra çekildi ol hisârın fethine
Yoksa kal’-i kal’a-i küffara Cibrîl açtı per

Nehr-i A'şar'ı ubur-i leşker için doldurup
Mâr-i Dahhâk'e Ferîdûn-i zaman buldu zafer

Çeşm-i hur-şîdi sinân ü rumh-i hun-hâr etti kûr
Gûş-i gerdûn sadâ-yi nây-i rûyin etti ker

Geldi düşmenden mukâbil bir sipâh-i bî-kerân
Kim sevâd-i kesretin hasr edebilmezdi nazer

Leşker-i islâma nusret verdi lutf-i Kirdigâr
Şam olunca kalmadı ol şu’lelerden bir şerer

Vasıta beyti-bendiye


Hiç şek yok kim bu nusret nusret-i îslâmdır
Pâd-şâhın mülküne isbât-i istihkâmdır





10.  Bent

Şâm kim ruhsâre çekti Husrev-i encüm nikâb
Kıldı Şeyh-i Basra bahtı saltanat tahtında hâb

Verdi akl ü re'yine dahl-i mehâbet inhirâf
Saldı cism ü cânına emr-i salâbet ıztırâb

Kaçtı ol dûn-i siyeh-ru devlet ü ikbâlden
Öyle kim şeh-bâz vehminden firâr eyler gurâb

Sayesin toprağa saldı her taraftan ol hisâr
Salıcak bir cânibinden şule-i hur-şîd tâb

Subh-dem Pâşâ-yi âdilden münevver oldu mülk
Oldu zâ’il zulmet-i şeb saldı pertev âf-tâb

Verdi mülk ü mâl ü cism ü cânına halkın emân
Kıldı cennet ol yeri cennetde hod olmaz azâb

Yetmedi âcizlere gavgâ-yi leşkerden zarar
Bî-tekellüf hoş kerâmettir zararsız inkılâb

Vasıta beyti-bendiye

Hiç şek yok kim bu nusret nusret-i islâmdır
Pâd-şâhın mülküne isbât-i istihkâmdır






11.  Bent

Ser-verâ bed-hâh hâk-i reh-güzâr olsun sana
Kanda kim azım eylesen tevfîk yâr olsun sana

Olmasın basından eksik pâd-şahın sâyesi
Hırz-i devlet saye-i Perverdigâr olsun sana

Kılmasın lûtfun nihan rây-i münîrinden felek
Her nihânî lutfun kim var âşkâr olsun sana

Çekmesin şem-şîrden minnet salâh-ı devletin
Muslih-i ahvâl devr-i rüzgâr olsun sana

Feth için her kanda kim deprense azmin râyeti
Düşmen-i bed-hâh hâr ü hâk-sar olsun sana

Olmasın hâmûş bağ-i medhinin bülbülleri
Dâ'i-i devlet FUZÛLÎ tek hezâr olsun sana

Evvel-i azminde feth-i mülke nusret bulduğun
Mûcib-i tekmil-i izz ü i'tibar olsun sana

Vasıta beyti-bendiye

Hiç şek yok kim bu nusret nusret-i İslâm'dır
Pâd-şâhın mülküne isbât-i istihkâmdır





Elysium Güruhu musun?