Edebiyat Tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edebiyat Tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kemal Tahir (1910-1973): "Tarihimizi Horladık."





“Tarihimizle garip bir kopuş gösterdik ve tarihimizi belli sebeplerden horladık. Halbuki bunda haklı değildik. Anladık ki tarihimizi iyice bilmeden, nereden geldiğimizi bilmeden, bugün ne olduğumuzu, yarın nereye doğru gideceğimizi bilmek mümkün olmayacak.”


Üç Kemal
Kemal Tahir, edebiyatımızın üç Kemalinden biri. Orhan Kemal ve Yaşar Kemal de diğer Kemaller. Babası 2. Abdülhamit’in hünkar yaveri Şebinkarahisarlı Yüzbaşı Tahir Bey. Annesi de 2. Abdülhamit’in kızı Naile Sultan’ın hizmetinde çalışmış olan Nuriye Hanım. 1910’da Kemal Tahir dünyaya gelir.

Lise terk bir yazar
Cemil Meriç’e yakın olan Kemal Tahir, babasının mesleği yüzünden gezerek eğitimini tamamlar. Önce İstanbul Kasımpaşa Cezayirli Hasan Paşa Rüştiyesi’nde okur.  1923’te Galatasaray Lisesi’nin 10. Sınıfından annesinin ölümü üzerine okuldan ayrılır. Kısaca tahsili, lise terk. Eğitimi yarıda kalmıştır. Çeşitli işler yapar. Avukat kâtipliğinden sonra 1932’de Zonguldak Kömür İşletmesi ambar memurluğu sonrasında gazetecilik yapar.
Yazı dedemindili . blogspot . com’a aittir.

12 yıl hapis hayatı
1938’de daha 28 yaşındayken Nazım Hikmet’le donanmayı ayaklanmaya kışkırtmak suçlamasıyla tutuklanıp ceza alır. Onun suçu kardeşine Sabahattin Ali kitabı vermesidir. Nazım Hikmet 20, Kemal Tahir 15 yıl hüküm giyer. İstanbul, Çankırı, Malatya, Çorum, Nevşehir cezaevlerinde 12 yıl yatar. Yaşı 40’tır Nazım Hikmet’in fikirlerinden etkilenmiş ve Anadolu insanını, köylüsünü hapishanede tanımıştır. 12 Mart 1971 Muhtırası’nda da beraber göz altına alınırlar. Kendisini Kadir İnanır’ın canlandırdığı ve 1940’ları anlatan Karılar Koğuşu hapishane günlerinin hatırasıdır.

Yazar, hikayeci, senarist, çevirmen
Hapishane günlerinde Göl İnsanları öykülerini Cemal Mahir takma adıyla Tan gazetesinde yayınlar. 1955’te hapishane çıkışı kendi adıyla Göl İnsanlarını ilk kitabı olarak yayınlar. İyi bir senarist olan Kemal Tahir’in 1960’larda Murat Aşkın imzasıyla yazdığı senaryolar, Battı Balık, Beş Kardeştiler, Yarın Bizimdir, İki Gemi Yanyana, Azrail’in Habercisi (Atıf Yılmaz-Yönetmen) ve Haremde Dört Kadın (Halit Refiğ-Yönetmen) sinemaya taşınır. Yorgun Savaşçı, Karılar Koğuşu, Kurt Kanunu, Göl İnsanları, Güneşe Doğru diğer sinema uyarlamalarıdır. Bu onu 1969’daki Altın Koza Film Festivali Jüri Başkanlığı’na taşır.
1954’te casus kahraman Mayk Hammer’in (Mike Hammer) çevirileriyle geçim sıkıntısı çektiği yenmeye çalışan Kemal Tahir, bu kitapları F. M. İkinci adıyla çevirir. Aynı imzayla çevirisi biten Mayk Hammer’dan sonra Derini Yüzeceğim, Ecel Saati, Kara Nara ve Kıran Kırana adlı polisiye-maceraları yazar. Eserleri kendi imzasıyla sansüre uğradığı için mecburen farklı isimlerle eserlerini yayınlar.

Tarihi roman, romanda tarih, tarihi romanla öğretmek…
O, Hasan Bülent Kahraman’a göre romanla tarihçilik yapmıştır. Ama onun için tarih önemliydi. Mesela mütarekenin İstanbul’unu ve Milli Mücadele yıllarını nehir roman olarak yazdı. Üçlemenin ilk kitabı Esir Şehrin İnsanları, ikincisi Esir Şehrin Mahpusu, üçüncüsü ise Yol Ayrımı’dır. 1968’de Yunus Nadi Roman Armağanı Yorgun Savaşçı da Milli Mücadele’yi Topçu Yüzbaşı Cemil’in gözünden anlatır. Onu seven romancılardan Oğuz Atay Kemal Tahir’in tarihe olan ilgisini romanın gelenek üzerine kurulmasına bağlar ve şöyle der: "Bütün sanatlar gibi roman sanatı da bir gelenek üzerine kurulur. Bu gelenek yalnız roman geleneği değildir; toplumun kültür geleneğini yaratan bütün davranışların tarihidir. Sanıyorum Kemal Tahir Türk tarihine eğilirken, zengin kültür geleneğimizden esaslı bir biçimde yararlanmanın gereğini duyan ilk romancımızdır... Belki de bunu gerçek anlamıyla kavrayan tek romancımızdı."

Eşkıya sevmez bir ödül avcısı
1968’de Türk Dili Roman Ödülü alan Devlet Ana, Devlet Ana karakteri etrafında Osmanlı’nın kuruluş sürecini anlatır.
Yaşar Kemal’in eşkıyalığı yücelttiğini düşündüğü İnce Memed’in beğenilip satılmasına karşı eşkıyaların rezil, sefil, perişan kişiliklerini anlattığı Rahmet Yolları Kesti’yi yazan Kemal Tahir böylece eşkıya güzellemesine olan tepkisini ortaya koyar.

Batı’ya evet ama sorgulayarak
Kemal Tahir körü körüne bir Batılılaşmadan yana değildir. Türk insanını Batılı insana benzemediğini, Türk kültürünün Batı’nın kültüründen farklı olduğunu düşünür: "Batıdan, gerçeklerimizi yakalamak, inceleyip eleştirerek onlara akıl erdirebilmek için araç almak (metot almak) başka bir şey; bilimsel gerçekler, yani sonuçlar hep birdir diye kalıp almak başka bir şeydir. İki yüz yıldan beri bize zorla kabul ettirilmek istenen, Batıdan kalıp halinde gerçekler aktarmak, sonra memleketimiz tarihinde, yaşayışımızda birtakım uydurmalarımızı bu gerçeklerin benzeri olduklarını ispata çalışmaktır" der.

Son günleri…
Çalışkan ve planlı bir yazar olan Kemal Tahir, değişmez hakikatleri dikkate alarak roman yazmaya çalıştığını ve tarihin kendini haklı çıkaracağını düşünür ve ekler: “Ben romanlarımda dünü yazdım. Ama romancı dünü yazarken kendi gününü yansıtır bir bakıma. Hatta, gelecek için yazar..."
21 Nisan 1973’te Mehmet Barlas’ın evindeki tartışmada Mete Tunçay’la olan tartışması sonrası eve giderken fenalaşıp 63 yaşında vefat eden Kemal Tahir, Erenköy Sahrayıcedit Mezarlığına defnedilir.



KEMAL TAHİR'İN ESERLERİ

Kemal Tahir’in Romanları:
Sağırdere (1955), Esir Şehrin İnsanları (1956), Körduman (1957) , Rahmet Yolları Kesti (1957), Yedi Çınar Yaylası (1958), Köyün Kamburu (1959), Esir Şehrin Mahpusu (1961), Bozkırdaki Çekirdek (1962), Kelleci Memet (1962), Yorgun Savaşçı (1965), Devlet Ana (1967), Kurt Kanunu (1969), Büyük Mal (1970), Yol Ayrımı (1971), Namusçular (1974), Karılar Koğuşu (1974), Hür Şehrin İnsanları (1976), Damağacı (1977), Bir Mülkiyet Kalesi I-II (1977)

Kemal Tahir’in Hikayeleri:
Göl İnsanları (1955)

Kemal Tahir’in Sohbetleri:
Kemal Fahir’in Sohbetleri (haz. İsmet Bozdağ, 1980).

Kemal Tahir Mektupları:
Kemal Tahir'den Fatma İrfan'a Mektuplar (ilk eşine mektuplar, 1979)

Kemal Tahir Diğer Eserleri:
Kemal Tahir’in Notları 1-13 (haz. Cengiz Yazoğlu, 1989-1992).

KEMAL TAHİR’İN ALDIĞI ÖDÜLLER:
1960 Dost dergisi anketi: Yılın en iyi romancısı
1967-1968 Yunus Nadi Roman Armağanı Yorgun Savaşçı ile
1968 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü Devlet Ana ile

Klasik Türk Edebiyatı / Divan Edebiyatı sahasında ilk doktora yapan kişi Ali Nihad Tarlan, İlk Doktora Leyla ile Mecnun Mesnevisi (1944)



Prof. Dr. Ali Nihad Tarlan (1898-30 Eylül 1978)

Klasik Türk Edebiyatı sâhasında ilk doktora yapan bilim adamıdır ve metni esas alan edebiyat incelemelerinin de öncüsü olmuştur.
Klasik Türk Edebiyatının ilk temel meselesi edisyon-kritik metoduyla oluşturulacak sağlam metin teşkili ve bu metinlerin sistematik analiziydi. Tarlan, Hayâlî Beğ Divanı (İstanbul, 1945), Necati Beğ Divanı (İstanbul, 1963), Ahmed Paşa Divanı (İstanbul, 1966) ve Zâtî Divanı (3 cilt, İstanbul, 1968-1970) adlı yayınları ile metin tamiri ve teşkili konusunda ilk örnekleri vermiştir. Tarlan’ın, bu tür yayınlarından başka, metinleri anlama amacına matuf olmak üzere, Edebî Sanatlara Dâir (İstanbul, 1934, 1964), Divan Edebiyatında Muamma (İstanbul, 1936) ve bazı makalelerinin de yer aldığı Edebiyat Meseleleri (İstanbul, 1981) adlı çalışmaları yayımlanmıştır. Bunların yanı sıra Tarlan, muhtelif antolojilerle, Klasik Türk Edebiyatı türlerine de dikkat çekmiştir. Tarlan’ın Klasik Türk Edebiyatındaki bir diğer önemi de, klasik şerh anlayışının eksikliklerini gidererek geliştirdiği sistematik şerh metodudur. Bu bakış açısını Metinler Şerhine Dâir (İstanbul, 1937) adlı eserinde sergileyen Tarlan Şeyhî Divanını Tedkik (İstanbul, 1943-1936) adlı çalışmasıyla, İranlı şâir Hafız’ın bazı beyitleriyle Şeyhî’nin bazı beyitlerini karşılaştırıp şerh ederek, şerh ve mukayese geleneğinin ilk örneğini vermiş; ayrıca, Fuzûlî Divanının Şerhi (3 cilt, Ankara, 1986) adlı çalışmasıyla da, bu metodun bir esere uygulanmasını gerçekleştirmiştir. Mehmed Çavuşoğlu (15 Ocak 1936-15 Temmuz 1987)’na yaptırdığı doktora tezi olan Necati Bey Divanı’nın Tahlili (İstanbul, 1971) adlı çalışma ile, şerh metodunun yanı sıra, tahlil metodunun da sistematiğini kurmuştur.
Nâmık AÇIKGÖZ,  Klasik Türk Edebiyatı Çalışmaları: Metotlar ve Ekoller, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, Cilt 5, Sayı 9, 2007, 19-46. 

Klasik Türk Edebiyatı ve Türk Edebiyatı Tarihi'ni modern metotlarla ilk inceleyen isim: Mehmet Fuat Köprülü




 Prof. Dr. Mehmet Fuat Köprülü (1890-28 Haziran 1966)

Osmanlı dönemi Klasik Türk Edebiyat çalışmaları daha çok divan tertibi, mesnevi ve tezkire telifi ve şerh etme merkezli gelişmiştir. Metinlerin sistematik analizinden ziyade, bütüncül bir kavrayışla tasnif ve tahlile gerek duyulmadan ele alınmış olması, bu eserlere başvurmayı ve kullanmayı zorlaştırmıştır.
XIX. yüzyılda başlayan sistematize etme geleneği, XX. yüzyılda gelişerek ve genişleyerek devam etmiştir.
Genel olarak Türk edebiyat tarihini, modern metotlarla ele alan ilk şahsiyettir. Önceleri, Yeni Mecmua, Millî Tetebbular, Türkiyat Mecmuası ve Türk Yurdu gibi dergilerde yayımladığı yazılarla, edebiyat tarihi usulünü ve bunun uygulamalarını gösteren Köprülü, “Edebiyat Tarihinde Usul adlı makalesi ile Fransız ve İngiliz edebiyat tarihçiliğini Türk edebiyatına uyarlama gayreti gütmüştür. Makale veya kitap şeklinde yaptığı çalışmaların biraraya getirilmesinden oluşan Edebiyat Araştırmaları [1966, 1986] adlı kitabında, bir organik bütünlük olmamakla beraber, “Edebiyat Tarihinde Usul” başlıklı makalesinden başlayarak, “Türk Edebiyatı’nın Menşe’i”, “Ozan”, “Bahşı”, “V.-XVI. Asırlarda Türk Şâirleri”, “Sazşâirleri: Dün ve Bugün”, “Türk Edebiyatında Âşık Tarzının Menşe’ ve Tekâmülü”, “Türk Edebiyatı’nın Ermeni Edebiyatı Üzerine Te’sirleri”, “Millî Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri”, “Aruz”, “Türklerde Halk Hikâyeciliğine Âit Maddeler: Meddahlar” başlıklı yazılarında Türk edebiyatı çalışmalarına sistematik katkı yapan değerli tespitlerde bulunmuştur. Köprülü, dönemler, terimler, eserler, şahsiyetler ve metinlerin filolojisi ile ilgili tespitlerini Türk Edebiyatı Tarihi (1920, 1921, 1926, 1980) adlı eserinde biraraya getirmiştir. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar (1918, 1976, 2003) adlı eserinde de, edebî şahsiyetin oluşumunu ve kültür içindeki yerini ve tesirlerini tespit etmek amacıyla Hoca Ahmed Yesevî ve Yunus Emre’yi incelemiştir. Köprülü, “eserden müessire anlayışı”nın Türkiye’deki kurucusu olmakla beraber, edebiyat tarihçiliğinde ve incelemelerinde, metnin kültür tarihindeki yerini belirleme yoluna, edebiyat dışı unsurlara da müracaat ederek gider. Doğrudan yapılan metin incelemeleri yerine, eser, dönem veya edebî şahsiyetlere, genel değerlendirmeler çerçevesinde bakan Köprülü, çalışmalarında sentetize sonuçlara ulaşır. Onun için metin, toplumun sosyal, siyasî ve ekonomik durumunu anlamak için ancak bir vasıtadır.

Nâmık AÇIKGÖZ,  Klasik Türk Edebiyatı Çalışmaları: Metotlar ve Ekoller, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, Cilt 5, Sayı 9, 2007, 19-46.

Elysium Güruhu musun?