Divan Edebiyatı Eski Türk Edebiyatı Türk Edebiyatı

 



Eski Türk Edebiyatı: 13. Yüzyıl

13. Yüzyıl Eski Türk Edebiyatı

Mevlana Celalettin Rumi

Mevlana Celalettin Rumi, bütün eserlerini Farsça yazmıştır.
Divan-ı Kebir ve Mesnevi-i Manevi olarak bilinen eserleri kendisi yazmıştır.
Mesnevi-i Manevi'yi Hüsamettin Çelebi yazdığı için bu esere Hüsami-name adını vermiştir.
Mevlana'nın hayatında Şems-i Tebrizi önemlidi. Şems-i Tebrizi, onun coşkunca şiirler yazmada ona yardımcı olduğu için Mevlana kendine Şems'i rehber edinmiştir. Şiirlerinde de Şems mahlasını kullanmıştır. Şems bir süre sonra ondan ayrılınca da Mevlana bu defa susmuş anlamında Hamuş ifadesini mahlas olarak kullanmıştır.
Mevlana'nın Mesnevi ve Divan'ı dışındaki eserleri takipçileri tarafından kaleme alınmıştır. Fihi Ma Fih adlı eseri de onun çeşitli konularda sorulan sorulara verdiği cevaplardan oluşur. Mecalis-i Seba da onun 7 hutbesinden oluşur. Mektubat ise din ve devlet adamlarına gönderdiği mektuplardan oluşur.

Sultan Veled
13. yüzyılda yaşamış ikinci isim Mevlana'nın oğlu Sultan Veled'tir. Sultan Veled de bütün eserlerini Farsça (Tatça, Tat dili) yazmıştır. Ancak Sultan Veled, Türkçe bilmediği için şiirlerini Farsça yazdığını ifade etmiştir. Sultan Veled, eserlerinde 367 beyti Türkçe kaleme almıştır. Bu yönüyle birkaç beyit Türkçe şiir yazan babası Mevlana'dan daha fazla Türkçeye, Türk diline ve edebiyatına hizmet etmiştir.
İbtidaname, İntihane ve Rebabname onun en bilinen üç eseridir.

Sultan Veled'in İbtidaname Türkçe bilmediği için eserlerini Farsça yazdığını ifade ettiği bölüm. Sultan Veled, bu satırları Türkçe yazmıştır:


Türk dilin bilürmiseydüm ben
Söz ile bellü göstereydüm ben

Bildüreydüm halayıka söz ile
Görelerde yaratganı göz ile

Tatça aydam ne kim dilersiz siz
Bula siz kimseyi ki bulduk biz

Yaşadığı yüzyıl konusunda birçok görüş bulunan Ahmed Fakih'i bu yüzyıla dahil edenler mevcuttur. Ahmed Fakih, diğer iki isimden farklı olarak artık tamamen Türkçe eserler yazmıştır. Eserlerinin isimleri Çarhname ve Kitab-ı Evsaf-ı Mesacidi'ş-Şerife'dir. 
Çarhname, kaside nazım biçimiyle yazılmıştır. Methiye değildir. Dini-tasavvufi içerikli bir eserdir. 100 beyitten oluşmuştur. 17 beytin olduğu sayfa koptuğu için 83 beyit elimizdedir. Eser, Eğirdirli Hacı Kemal'in Camiü'n-Nezair adlı eserinde kayıtlıdır. 
Kitab-ı Evsaf-ı Mesacidi'ş-Şerife 347 beyitlik bir mesnevidir. Çarhname şairi eğer bu yüzyılda yaşadıysa Anadolu'da yazılan ilk mesnevi, Kitab-ı Evsaf-ı Mesacidi'ş-Şerife'dir. Kitapta; Mescid-i Aksa, Mescid-i Nebevi gibi yüce mescitlerin özellikleri anlatılır.

Divan Edebiyatına Verilen Diğer İsimler ve Açıklamaları


Türklerin İslamiyet'i kabulünden sonra Doğu ve Batı Türkçesiyle birçok edebi ürün ortaya konmuştur. İlk dönem İslami ürünlerden sonra Osmanlı Devleti'ye aynı çağlarda Çağatay, Harezm ve Azeri sahalarında Türkler kendi dilleriyle edebi mahsuller ortaya koymuşlardır. Sadece Osmanlı Devleti değil öncesinde de ve yine aynı şekilde Osmanlı ile aynı zamanda beyliklerde de Türkçler kendi edebiyatlarını oluşturmaya devam etmiştir. Batı Türkçesinin bir kolu olarak daha çok Osmanlı Devleti ve öncesinde oluşturulan edebiyat bugün daha çok Divan Edebiyatı olarak bilinmektedir. Ancak bu isim dahil bu edebiyata verilen isimler bugün hala tartışmalıdır. Divan edebiyatına verilen diğer isimler ve açıklamaları şöyle özetlemek mümkündür: 




Çağatay, Hârezm, Hakanî ve Azerî edebiyatında aynı dönemde mahsul veren edebiyat da bu adlandırmanın içinde olması lazım

 Divan Edebiyatı: 

Şairler şiirlerini divan denen kitaplarda topladıkları ve divanlarda/meclislerde şiirlerini okudukları için bu ad verilmiştir. Ömer Seyfettin ve Ali Canip Yöntem'in bulduğu bir isimdir. En çok kullanılan ve tercih edilen isimlerin başında gelir.

 

Yüksek Zümre Edebiyatı: 

Alim, şeyh, müderris, dersiam, padişah, paşaların şiir yazmasından ötürü bu isim verilmiştir. Ancak türbedardan kadıya, şekerciden helvacıya birçok divan şairi olduğu için bu başlık eksik bulunmuştur. 


Klasik Türk Edebiyatı: 

Fuat Köprülü tarafından verilen isim olsa da divan şiirin veya edebiyatının dini içerikli yönleri nedeniyle itiraz edenler olmuştur.

 


Kadim Türk Edebiyatı: 

Kadim eski demektir. Eski Türk Edebiyatı ifadesi çok geniştir. Oysa divan şiiri Batı Türkçesinin devamı olarak 13-19 yüzyıllarda ürün vermiş bir edebiyattır.


Skolastik Türk Edebiyatı: 

Skolastik, köhnemiş ve eskimiş, eskilerde kalmış, Ortaçağ'da kalmış gibi anlamlarıyla divan şiirini küçümsemek isteyenlerce kullanılan bir adlandırmadır. Skolastik ifadesiyle Osmanlı şiirinin dogmatik, akıl ve bilimden uzak gibi olduğu ima edilir.


Saray Edebiyatı: 

Divan şiirinin bazı şairleri;  padişah, şehzade veya saray çevresindendir. Bu yüzden saray ifadesi kullanılmışsa da 3000 civarı şairin birçoğu taşrada, Anadolu'da, Anadolu'nun ücra şehirlerinden hayatlarına devam ettirdiği için divan şiirini ifade etmekten uzak kalmıştır.


Enderun Edebiyatı: 

Devlet idaresinde yer alacak kişilerin yetiştirildiği enderun mekteplerinde yetişen kişilerin bazıları aynı zamanda divan şairidir. Bundan hareketle bu isimlendirme yapılmıştır. Bu ifade, Bursa, Amasya, Manisa, Kütahya, Urfa'da yetişen şairleri dışarıda tutmaktadır.


Medrese Edebiyatı: 

Medreselerde dini ilimlerin yanında, belagat ilmi ve diğer müspet ilimler de öğretilmiştir. Medrese eğitimi görmüş ve şiirin beyan, bedii ve meani bölümlerinden haberdar şairlerin varlığı dolayısıyla bu isimlendirme yapılmıştır.  


Osmanlı Şiiri: 

Osmanlı döneminde edebiyat sadece şiirden ibaret değildi. Nesir- düz yazı örneği birçok eser bu dönemde yazılmıştı. Sinan Paşa, Evliya Çelebi, Peçevi, Katip Çelebi gibi onlarca isim şiir dışında edebi ürün vermiştir. 


Osmanlı Edebiyatı: 

Osmanlı Devleti sınırları içinde ve dışında Türkçe şiir yazan bütün şairleri kapsayan bir isim değildir. Tıpkı Osmanlı şairleri gibi ama Osmanlı sahasının dışında şairler bu tanımın dışında kalmaktadır. 



Eski Türk Edebiyatı: 

Kadim Türk Edebiyatı başlığıyla benzerdir. Göktürk, Uygur, Karahanlı, Selçuklu, Anadolu Selçuklu dönemlerinden oluşturulan edebiyatlar da bu edebiyatın içinde değerlendirilebileceği için eksik bir isimlendirme olarak kalmıştır.



Havas Edebiyatı: 

Seçkin, soylu edebiyatı anlamında kullanılır. Bu ifade seçkin olmayanların divan şiirine katkısı olmadığını ifade edeceği için eksiktir.


İslamî Türk Edebiyatı: 

Türklerin İslamiyet'i kabulünden sonra Osmanlı sahasında olmayan edebiyatlar ve divan şiiri içinde İslami olmayan unsurlar bu tanımı yetersiz kılmaktadır. 


 

Ümmet Çağı Türk Edebiyatı: 

Osmanlı Devleti sınırları içinde İslam ümmeti içinde olmayan birçok millet vardır. Ayrıca divan şiiri sadece dini konuları içine alan bir edebiyat değildir. Aşk hikayelerinden somuna, arpadan eşeğin başından geçenlere kadar birçok konu bu şiire konu olmuştur.



Elit Edebiyatı: 

Havas edebiyatı tanımıyla benzerdir. Elitlerin, seçkinlerin, soyluların oluşturduğu edebiyatın/şiirin dışında kalanları anlatmaktan uzak bir tanımlamadır.


Kapıkulu Edebiyatı: 

Saraya bağlı, kendi iradeleri olmayan, sormayan-sorgulamayan, skolastik-dogmatik insanların oluşturduğu bir edebiyat kast edilir. Bu genellemenin hilafına devleti ve yöneticileri ağır biçimde eleştiren yüzlerce şiiri basit bir araştırmaya bulmak mümkündür. 



Dînî Edebiyat: Din dışında konuları işleyen yüzlerce şiir ve nesir bu tanımı eksik bırakır. Bir seyahat yazısı, bir tıp kitabı, bir yemek tarifi kitabı bu dönem edebiyatı içinde kolaylıkla kendine yer bulmaktadır.

Osmanlı Şiirinden Örnekler

 

Nâm u nişâne kalmadı fasl-ı bahârdan
Düşdi çemende berk-i dıraht itibârdan
Eşcâr-ı bağ hırka-i tecride girdiler
Bâd-ı hazan çemende el aldı çenârdan
Her yaneden ayağına altın akup gelür
Eşcâr-ı bağ himmet umar cûybârdan
Sahn-ı çemende durma salınsun sabâ ile
Azâdedir nihâl bugün berk u bârdan
Bâkî çemende hayli perişân imiş varak
Benzer ki bir şikâyeti var rûzgârdan
Bâkî
 (1526-1600)


Hemîşe merdüm-i çeşmim ızâr-ı yâre bakar
Gözüm o pencereden sahn-ı lâlezâra bakar
Zaman gelür yine zerrin kadeh alur eline
Çemende nergis-i şehlâ heman bahara bakar
Nesîm-i lütfunadır intizârı fülk-i dilin
Çok oldu sâhil-i mihnette rûzgâra bakar
Seni gelür işidüp bâğa yâsemen cânâ
Çıkup o şevk ile divâr-ı rehgüzâra bakar
Ne i’tibâr bu evzâa merd olan Yahyâ
Ne zillete nazar eyler ne i’tibâra bakar
 

Şeyhülislam Yahya  (1552-1643)



Berceste Mısralar Mısra-i Bercesteler Zirve Beyitler Şah Beyitler

 

Klasik Türk şiiri olarak bilinen Divan şiirinde beyit esastır. Beyit kelime olarak ev demektir. Evi meydana getiren iki anlam kanadı ise mısradır (mısra anlam olarak kapı kanadı demektir). Beyitteki her dize bir mısradır. Bu mısralar beyitleri, beyitler gazel ve kasideleri oluşturur. Rubai, tuyug, murabba, muhammes, şarkı, terci-i bend, terkib-i bend, mesnevi gibi farklı şiir şekilleri olsa da nazım şeklinden ötürü bu beyit yapısının biraz dışında kalır.

Yüzyıllarca mısra ve beyitlerle duygularını dile getiren Klasik şiir şuarası, bazen öyle mısra veya beyitler oluşturmuşlardır ki bu mısra veya beyitler bütün şiirin önüne geçmiş ve insanların dilinde pelesenk olmuştur. Özellikle gazellerin en küçük anlamlı birimi olan bu tip mısralara mısra-i azade, bağımsız mısra, mısra-i berceste, şah mısra gibi isimler verilmiştir. 

Bir örnek vermek gerekirse Ziya Paşa'nın şu mısrası gösterilebilir:

Âyînesi iştir kişinin lafa bakılmaz   


Aslında bu mısra şu beytin bir parçasıdır:

Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde

(Açıklaması: İnsanların aklının seviyesi işlerinde görülür. Kişinin lafıyla söylediklerine bakılmaz.) Ziya Paşa kısaca insanların ne söylediğine değil ne yaptığına bakmanız gerekir demektedir. Ancak görüldüğü gibi şiirin ikinci mısrası pek bilinmez. Bir beyit halindeki şiirin ilk mısrası o kadar güzel bulunmuş ve o kadar beğenilmiştir ki beytin önüne geçmiştir. İşte bu tip kullanımlara mısra-ı berceste (değeri yukarı çekilmiş mısra, seçilmiş mısra, güzel mısra) denir.


Bu bazen beyit düzeyinde olabilir. Bir gazel bir beyti gazeldeki diğer beyitlerden daha çok sevilebilir. Yine Ziya Paşa'nın şu beyti buna örnek gösterilebilir:

Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât
Bin türlü teseyyüp bulunur hânelerinde
(Açıklaması: Onlar lafla herkese doğruyu eğriyi anlatır verir ama kendilerinde/evlerinde bin bir türlü ayıp vardır.) Şair kısaca, başkasının neyi nasıl yapacağını anlatan bazı kimselerin kendilerine veya kendi evlerine hiç bakmadıklarını söylemektedir. 
Bu bölümde mısra-i berceste veya zirve beyitlere yer verilecektir:
Yine zevrak-ı derûnum kırılıp kenare düşdü
Dayanır mı şîşedir bu reh-i seng-sâre düşdü
 (Şeyh Galip)


(Açıklaması: Gönül şişem yine kırıldı, kenara düştü. Bu şişe nasıl dayansın ki taşlık bir yola düştü.) Şairin gönlü bir şişe gibidir ve hep kırılmaktadır. Nasıl kırılmasın ki aşk yolu taşlık bir yoldur, bu yola şişe dayanmaz..
 

"Olur insânda zebân bir iki gûş Sen dahi söyle bir ol iki hamûş (Nabi)

(Açıklama: İnsanda bir dil, iki kulak vardır. Öyleyse sen de bir söyle, iki sus.) Allah, insana iki kulak bir dili insan bir konuşsun iki dinlesin diye vermiştir diyor şair.


Nâm u nişâne kalmadı fasl-ı bahârdan
Düşdi çemende berk-i dıraht itibârdan
(Baki)

(Açıklama: Bahar zamanından iz-eser kalmadı. Bahçede ağaç yaprakları itibardan düştü.)

Arz-ı hâl etmeye cânâ seni tenha bulamam
Seni tenha bulacak kendimi asla bulamam. (Şair Selikî-16. yüzyıl)


Yusuf dahi olsan düşürürler seni çağa
Ebna-yı zamanın işi ihvana cefadır (Haşimi)
( Zamanın insanların işi dosta eziyet etmektir. Hazret-i  Yusuf bile olsan seni kuyuya düşürürler.)


Edebiyat Eleştirisi Nasıl Yapılır?

 


er edebiyat eleştirisi, biraz subjektif ve şahsidir. Bu anlayıştan hare
-
ket edilerek yola çıkılırsa, varılacak nokta daha iyi tayin edilmiş olur.Yorumların ve değerlendirmelerin, kesin ve mutlak bir üslupla sonuç
-
landırılması, yapılan eleştiriye de zarar vereceğinden bu tutumdan kaçınmakgerekir. Bir sosyal bilim olarak edebiyat ve daha da özelde eleştiri, kesin
-
lemeden çok genellemedir. Çünkü bu genelleme, eseri değerlendirip hükümverirken yaşanılan devrin bakış açısına göndermede bulunur ve onu temsileder. Bu bakış açısına, eleştiri kuramında “çağdaş bakış açısı” denilmekte
-
dir. Eleştirinin şahsi ve subjektif oluşu bu bakış açısından kaynaklanmaktadır.Fuat Köprülü’nün, “
münekkid doğrudan doğruya kendisinin o eserden aldığı‘duygulanma payı’nı şahsi zevk ve kanaatine göre izah eder.
1
 ifadesi bunudestekler niteliktedir.Eleştiri, mutlak surette bir teoriye dayanmalı ve edebiyat tarihinden fay
-
dalanmalıdır. Çünkü edebiyat teorisi, eleştirisi ve tarihi birbirinden ayrı kav
-
ramlar olsa da aralarında oldukça derin bir ilişki vardır. İyi bir eleştirmenin,iyi bir teorik formasyona ve edebiyat tarihi bilgisine sahip olması gerekir; aksitakdirde yaptığı eleştiri bilimsel olmaktan uzak, dağınık, çok kişisel, karışıkve düzensiz olur. Çünkü teori, eleştiriye bilimsel kılık verir, subjektifliğiniyok etmez; ama azaltır. Her eleştirinin içinde bir teori olacağından genellikleşu ayırım yapılır: teorik eleştiri ve pratik eleştiri. Ancak bu ayırımdan ziyade,genellikle teori ve eleştiri diye bir kabul vardır. Teorik eleştiri daha çok bir te
-
ori önerirken pratik eleştiri eserle ilgili değerlendirme sunacağından buradakitutumumuz pratik eleştiri düzlemindedir.


Metinleri ikiye ayrılır: Edebi olanlar ve öğretici olanlar. Edebi olan metinler sanatın içinde değerlendirilir. Tıpkı diğer sanat ürünleri gibi sanat ürünleri güzelliği önceleyen bir ürün olan edebi metinler; kurmaca, çok anlamlı, işlenmiş gerçeklik ürünü, estetik haz veren, duyguları coşturan bir özelliğe sahiptir.

İşin içine güzellik girince güzelin tarifini yapmak ve güzelin ne olduğunu ortaya koymak gerekir. Bu da kişiye göre değişen-subjektif-öznel-şahsi bir alan demektir. Ancak güzelliğin bir takım ölçütlerinin olduğu da bilinen bir gerçektir.

Güzelliğin, estetiğin, edebi metnin eleştirisine geçmeden önce edebi metinlerin olay çevresinde gelişen (anlatmaya bağlı edebi metinler, göstermeye bağlı edebi metinler) ve coşku-heyecanı dile getiren metinler olmak üzere ikiye ayrıldığını vurgulamak gerekir. Anlatmaya bağlı metinler roman, hikaye, masal, mesnevi gibi metinlerden oluşurken göstermeye bağlı metinler ise Hacivat-Karagöz, Meddah, Komedi, Trajedi, Dram gibi türleri içine alır. Coşku ve heyecanı dile getiren metin denince akla şiirin örnekleri koşma, gazel, sone, türkü, mani, rubai, kaside, murabba, terza rima gibi çeşitler gelmelidir.

Elde hikaye-roman, tiyatro veya şiir gibi bir edebi metin olduğuna göre artık metin eleştirisine geçilebilir. Edebi metin çok anlamlı ve çok çeşitli anlamaya müsait olduğu için kesin, keskin ve mutlak hüküm-sonuç-yargı ifade eden cümleler eleştirinin sıhhatine gölge düşürebilir. Eleştiriye zarar verecek bu üsluptan kaçınmak daha doğru olur.

Bir başka husus, hangi tür edebi metin olursa olsun eldeki malzeme aynı zamanda dönemini temsil etmektedir. Eser döneminin siyasi, dinî, ekonomik,kültürel, sosyal ve sanatsal ortamıyla ilgili bilgi verir. Değerlendirme ise çağdaş-asri-modern bir bakış açısıyla yapılacağından gerçeği ne kadar doğru ifade ettiği tartışmalı bir hale gelecektir. Belki burada Fuat Köprülü’nün, “münekkid doğrudan doğruya kendisinin o eserden aldığı‘duygulanma payı’nı şahsi zevk ve kanaatine göre izah eder." ifadesini hatırlamak gerekir.

Diğer taraftan yapılacak eleştiri bir kıstasa, bir teoriye veya anlayışa göre yapılmak durumundadır. Diğer türlü bir eleştiri, serbest atışlardan öteye geçemez. Çünkü neyi neyle ne kadar doğru ölçüldüğünün bilinmesini ihtiyaç vardır. Bu da bilimsel bir yaklaşımı zorunlu kılar ve edebi metin karşısında eleştirmenin-tahlilcinin hata payını en aza indirir. 

Edebi esere yaklaşımda dış dünyayı, sanatçıyı, eseri ve okuru esas alan yaklaşımlar temeldir. Dış dünya denince tabiat, evren, çevre, sosyal hayat anlaşılmalıdır. Sanatçı odaklı yaklaşımlarda şair, yazar, eleştirmen, şarih dikkate alınır. Eser odaklı yaklaşımda edebi metnin şiir, roman, hikaye, tiyatro gibi ait olduğu türle ilgili değerlendirmeler yer alır. Okur merkezli edebiyat eleştirisinde hitap edilen kişi/muhatap, seyirci, dinleyici, alıcıya dikkatler odaklanır.

Dış dünyayı (evren) esas alan edebiyat eleştirileri yansıtma teorisine dayanır. Bu anlayışa göre edebi metin veya sanatsal ürün hakikatin/gerçeğin bir yansımasıdır. Tarihi eleştiri, sosyoljik eleştiri, Marksist eleştiri yansıtma kuramı içinde yer alır.

Sanatçıyı esas alan edebiyat eleştirisi anlatımcılık teorisiyle ilgilidir. Anlatımcılık teorisi içinde yer alan edebiyat eleştirileri şunlardır: psikanalitik eleştiri, biyografik eleştiri, arketip (vemit) eleştiri. Bu edebiyat eleştirileri temelde sanatçını eser üzerindeki tesirini araştırır. Sanat ürününde sanatçıyı aramaktır denilebilir.

Eseri esas alan edebiyat eleştirisi daha çok dil teorileri üzerinden okunur. Yeni eleştiri, Rus biçimciliği, yapısalcı eleştiri ve vestilistik eleştiri bu gruba girer ve eseri esas alıp eserin dile getirdiğine odaklanır. Eser dışındaki unsurları dışarıda tutmayı önemser bu gruptaki edebiyat eleştirileri.

Okur odaklı edebiyat eleştirilerinde alımlama teorileri ön plandadır. Metni anlamlandırma ve yorumlamada okurun merkeze konduğu bu edebiyat eleştirilerinde fenomenoloji-bilinç eleştirisi, alımlama estetiği, okur tepkisi eleştirisi, feminist eleştiri, konuşma aktı eleştirisi yer alır.

Muhtemelen Daha Önce Duymadığınız Kelimeler Listesi

uzakgörür 
teleskop

ıra
seciye, karakter, huy, hulk

ıpıl ıpıl
parlak parlak

istib'at
olmasına ihtimal vermeme, uzak görme, imkan vermeme, uzak sayma, uzaksama, ıraksama; yakıştıramama

patron çıkarmak
Dikilecek herhangi bir giysinin modelinden/kalıbından/patronundan bir kağıda kopyasını çıkartmak.

tanzifat amelesi
Temizlik işçisi, görevlisi

sentagma
Birimi/bütünü oluşturan ögelerin bir araya gelmesi; dizim.
 
ısıdenetir
Termostat demektir. Bir ortamdaki havanın aynı kalmasını sağlayan cihazdır.

isilik-ısırgın
Aşırı sıcaktan vücutta oluşan kabarcıklar, kabartılar. 

iştika etmek, iştika, müşteki

İştika mezidünfih mastar, müşteki ise bu veznin ism-i failidir. İştika etmek, şikayet etmek demektir. Müşteki ise şikayet eden demektir. 


bürd-bar, bürd-bâr, bürdbar, bürdbâr; Bürdbâr Bürdbârî
Kelime insanlarla ilgili sıfatlarda sabırlı, tahammüllü, hoşgörülü, yumuşak, hilm sahibi gibi anlamlarda kullanılır. Allah'ın sıfatı olarak da kullanılır. 
şehbender
Konsolos, elçi, büyükelçi, sefir.

şütür
Deve

nükat
Noktalar. Nokta kelimesinin Arapça çoğulu. Fual veznindedir.

bes
yeter, kafi, tamam

kirm-i tut, kirm-i dut
dut böceği, ipek böceği

rubbema
bazen, bazı kere, ara sıra, nadiren.

şelelenk, şellenk, şeleleng, şelleng
Kadın mizaçlı erkek, kadın tavırlı erkek

koket
Güzel ve hoş görünmek için çabalayan kadın, ileri yaşına rağmen genç ve güzel kalmak için uğraşan kadın

nahuda
nav-gemi, huda-sahip anlamındaki Farsça iki kelimeden oluşmuştur. Kaptan, gemi kaptanı anlamında kullanılır.

rig
kum 

lahye / lihye
sakal

hilye
yüz, surat, çehre

şabb, şebab
bıyığı çıkmamış delikanlı, yiğit, çocukluktan gençliğe geçen

yestehlemek
dışkılamak, tuvaletini yapmak, büyük abdestini bozmak; kaldırıp atmak

sekbân, segbân, seğbân, seymen, seyman
köpek bakıcısı, köpekçi, köpeklerle ilgilenen kimse
Kapıkulu ocağında bir sınıf, asker bölüğü

lenger, lengerlemek
Çapa, gemi demiri; demirlemek

layiha
tasarı, düşünülen bir şeyi yazıya geçirme, planlama

kaffaten, kaffe
Kaffe; çoğu, bütünü demektir. Kaffeten ise büyük çoğunluğu, geneli, neredeyse tamamı, hepsi birden anlamında kullanılır. 

ertek
masal, hikaye, anlatı




nedir, ne demektir, ne anlama gelir, anlamı nedir, manası nedir, ne manaya gelir, eş ve zıt anlamlısı nedir

Ünlü-Hece Düşmesi Olan Kelimelerin Listesi

Ünlü veya Hece Düşmesi Olan Kelimeler Listesi ve Hece veya Ünlü Düşmesi Olan Kelimelerin Cümle İçinde Örnek Kullanımları:

Kısaca ünlü veya hece düşmesi nedir?

Önce kısaca ünlüleri bilmek gerekir. Türkçede 29 harf-ses vardır. Bu, seslerin bazılarına ünlü-sesli, bazılarına ünsüz-sessiz denir. 21 bir harf sessizdir. 8 harf ise sesli-ünlüdür. Ünlüler çeşitli şekillerde gruplandırılır. Ünlülerin özellikleriyle ilgili şöyle bir tablo verilebilir. Ünlü düşmesi konusu, tabloda kırmızı ile belirtilen ı, i, u, ü dar ünlüleriyle ilgilidir.

 

Düz

Yuvarlak

 

Geniş

Dar

Geniş

Dar

Kalın

a

ı

o

u

İnce

e

i

ö

ü



1. Ünlü ile başlayan ek aldığında kelimelerde ünlü düşmesi olabilir.
Ünlü düşmesi veya hece düşmesi, kelimenin kökünde bulunan bir ünlünün ünlü ile başlayan bir ek aldığında kelimenin ikinci hecesinde yer alan ünlünün düşmesi, kullanılmamasıdır. Bu aynı zamanda bir kelimeyi ekiyle beraber bir hece azaltır. Bir örnekle konuyu anlatalım:

Kelime gönül olsun. Bu kelimeye -ü eki getirelim. Artık bu kök ve eki beraber okuduğumuzda gönülü değil gönlü şeklinde okuruz ve yazarız. 

Gö-nü-lü üç heceden oluşurken ikinci hecedeki ünlü düştüğü için bu kelimeyi artık gön-lü şeklinde okur ve yazarız. Bu da üç heceli bir kelimenin iki heceli olmasına sebep olur. Bu haliyle hem ünlü düşmüş olur hem de hece sayısı azalmış olur. 

Ünlü ile başlayan ek aldığında ünlü düşmesi olan kelimeler başka örnekler: 
ızımız-ağzımız, 
burunum-burnum, 
alının-alnın gibi.

Bu birinci örnek dışındaki kelimelerde de ünlü düşmesi olabilir. Mesela birleşik kelimelerde birleşim sırasında ünlüler düşebilir, yardımcı fiillerle kurulan birleşik fiillerde ünlü düşmesi olabilir veya bazı kelimeler türetilirken ünlüler düşebilir.


2. Ünlü ile bitip ünlü başlayan iki kelimenin birleşmesinde ünlü düşmesi olabilir.

Ünlü ile biten bir kelime, ünlü ile başlayan bir ek aldığında ilk kelimenin son ünlüsü düşer. Buna aynı zamanda aşınma adı verilir. Ünlü düşmesi-hece düşmesi olan bazı birleşik kelimelere örnekler:

ne asıl
nasıl
Ancak ünlü ile bitmeyen kelimelerde de ünlü düşmesi olabilir: 
kayın ana
kaynana

Aynı şekilde ne için-niçin, kahve altı-kahvaltı, öyle ise-öyleyse kelimelerinde hece düşmesi-ünlü düşmesi ve aşınma vardır.

3. Birleşik eylemlerde yardımcı fiil ünlü düşmesine sebep olabilir.
Birleşik fiiller oluşturulurken etmek, eylemek, olmak, kılmak gibi yardımcı fiiller, ünlü düşmesine sebep olabilir. Birleşik fiillerde (isim+yardımcı fiil), birleşik fiilin isim bölümünde ünlü düşebilir:

isim+yardımcı fiil
kayıp olmuştu
kaybolmuştu

hapis etmek
hapsetmek

4. Bazı ekler ünlü düşmesine sebep olabilir.
Dört şekilde ünlü düşmesi olabilir. Son olarak kelime türetirken bazı ünlülerin düşüşü mümkündür. -l, -la, -er, ar ekleri alan kelimelerde ünlü düşmesi görülebilir:

kavur-ul-du-k
kavrulduk

devir-il-di
devrildi

sarı-ar-mış
sararmış

Hece düşmesi-ünlü düşmesinin istisnası ikilemelerde olur. İkilemelerde ünlü düşmesi olmaz:

Sokağın köşesinde burun buruna geldik. 

Görüldüğü gibi burada kırmızı harfle belirtilen u harfi düşmeye uğramamıştır. Bir başka örnek için şu ikilemeyi inceleyelim:
Bu nesilden nesile taşınan bir bayrak adeta.

Bir başka önemli nokta da, dışarı, içeri, ileri, geri, yukarı, aşağı, ora, bura, şura kelimelerine ek geldiğinde ünlü düşmesi yapılmaz:
içeri-içeriden-doğru    içerden: yanlıştır
ileri-ileriden-doğru      ilerden: yanlıştır
ora-orada-doğru        ordan: yanlıştır
bura-burada-doğru    burda: yanlıştır
şura-şuradan-doğru  şurdan: yanlıştır

Bu çalışmada, Türkçede ünlü düşmesine uğrayan bütün kelimelerin listesini çıkarmaya çalıştık. İlk bölümde ünlü düşmesine veya hece düşmesine uğrayan kelimelerin cümle içinde kullanımlarından örnekler verilmiştir. Ünlü düşmesine uğrayan cümlelere örnekler:


isim-ismi
İsmi lazım değil, geçenlerde bir arkadaş ilginç bir şey söyledi ve kalbimi kırdı.

“Kısa bir süre sonra sen de o da öleceksiniz, bundan daha kısa bir süre sonraysa isminiz bile kalmayacak ardınızda.” (Marcus Aurelius-Kendime Düşünceler, Marcus Aurelius)

cisim-cismi
İsmi var cismi yok insanlar lazım bu iş için bize.

Cismi büyük,
Fikri küçük,
Çıktı bir adam karşıma.
Dedi: “Ey şâir bana baksana!
Ben kadere inanmıyorum,
Ne anlatsan boşuna.”
Dedim: “O da senin kaderin anlasana.”
(Şair’ül İslam Yunus Kokan-Elmas Dizeler Altın Sözler)

burun-burnu
Ne o öyle, burnu bir karış havada; sevmem ben öyle insanları.

omuz-omzu
Elfida, bir belalı başımsın
Elfida, beni fark etme sakın
Omzumda iz bırakma, yüküm dünyaya yakın
Elfida, hep aklımda kalacaksın (Haluk Levent-Elfida)

beyin-beyni
Etrafımda bana yakın birilerini arıyorum. Bütün bu beynimde geçenleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. (Sabahattin Ali)

alın-alnı

Allah alnındakini gönlüne gönlündekini alnına yazsın.

 
gönül-gönlü
Ey gönül! Sen sen ol, kimsenin gönlünü yıkma. Dikenin ucuna çık da edep çizgisinden çıkma. (Mevlana)


devir-devri
"Devir, ciğeri beş para etmez adamların devri.'' (Ahmet Ümit-Kavim)
sabır-sabrı
Deme şu niçin şöyle
Yerincedir ol öyle
Bak sonuna sabr eyle
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
(Erzurumlu İbrahim Hakkı)

kabir-kabri
Kendine kabir değil, kendini kabre hazırla. (Hz.Ebubekir)
 koyun-koynu
Oğlum iyi diye övünme, koynuna el kızı girmeden.
 Oğul-oğlu
Bir şeyiniz olayım sizin,
Hani nasıl isterseniz;
Oğlunuz, kiracınız, sevgiliniz.
Dünyanın bir ucuna, birlikte gider miyiz? (Cemal Süreya ~ Lavanta)

bağır-bağrı
"Sana karşı bağrı yanan ve daima Sana sığınan kulların arasına beni de kat. Rabbim! Tevbemi kabul et, günahlarımı affeyle."

cebir-cebri
Cebren ve hile ile aziz yatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. (Atatürk)

şekil-şekli
Melahat, şeklen bir kadından çok uçurtmaya benziyordu.
(Hüseyin Rahmi Gürpınar-Mürebbiye - Şeytan İşi, Hüseyin Rahmi Gürpınar)

nazım-nazmı/nesir-nesre

Mensur şiir, nazmın nesre yaklaştırıldığı şiirdir. Yani şiirin  düzyazı biçimine yakın yazılmasıdır. Bu şiirin ilk örneklerini veren sanatçı, Halit Ziya Uşaklıgil'dir.
Bu bölümde, hangi kelimede ünlü düşmesi olur hangi kelimede ünlü düşmesi olmaz veya bu kelimede ünlü düşmesi var mı yok mu sorularına cevap olması için ünlü düşmesi-hece düşmesi olan diğer kelimelerin bir listesi yer alacaktır:

kıvrım-kıvrımı
sıyır-sıyrıldı
sızı-sızladı
koku-koklamış
ileri-ilerlemek
keyif-keyfim
kayıt-kaydolup
kayıp olmak-kaybolmuş
emir etmek-Emreden yorulmazmış.
devir-devrimizde
devirilmek-devrildi
asır-asrın
geniz-genzimiz
ağız-ağzı
kahır-kahroldum
kesir-kesri
seyir-seyrine
kutup-kutbu
hazım-hazmı
karın-karnım
göğüs-göğsünden
şehir-şehrimiz
nehir-nehrin öte yüzü
fikir-fikrimin ince gülü
zülüf-zülfün tara
ufuk-ufka bakınca
yalın-yalnızlık
yanılmak-yanlışlıkla
meyil-meylediş






Âşık Ruhsatî Koşmasında İsim ve Sıfat Tamlamaları Tahlili

Sıfat Tamlaması deli gönül Tamlayan: deli (Niteleme Sıfatı) Tamlanan: gönül (İsim) ...