Viktor Hügo-Mavi Gözlü Yunan Çocuğu ve Kin-Emin Bülent Serdaroğlu (Fecriati Sanatçısı)

Sefiller adlı başyapıtın sahibi 1802-1885 yılları arasında yaşamış Fransız romantik sanatçı Viktor Hügo (Victor Hugo), Yunan isyanı sırasında bir çocuğun yaşadıklarını yazmıştır. Galatasaray'ın kurucusu ve kaptanı Fecriati sanatçısı Emin Bülent Serdaroğlu da ona cevap yazmıştır.  

Victor Hugo'nun Şiiri

Çocuk ( Mavi Gözlü Yunan Çocuğu)

Türkler burada idi. Her yan Harabe

Yürek acısı.

Sakız, üzüm adası,

Şimdi kömürleşmiş resif

Bir zamanlar çiçeği ile gölgeli Chios,

Gelgitlerle sahilleri coşan Sakız Adası,

 parlayan büyük ağaçlar, yamaçlar, saraylar,

bazen alacakaranlıkta bir koro

genç kızların dansı.

Kurtarılmış ıssız bir köşede

kararmış duvarlarına yakın yerlerde

Bir mavi gözlü çocuk, bir Yunan genci, oturur

Utançla eğdi başını

Şimdi söndürmek için yüreğindeki ateşi

Yıkımdan arta kalan beyaz çiçekli bir alıç aldı eline,

Onu seviyorum.

Yeniden gülümsetecekse eğer; vermeliyim size;

Tatlı sesli bir flüt

ziller ve dans?

ama veremem - çiçek, tatlı meyve,

harika kuş?

Çocuk daha sonra,

mavi gözlü Yunan çocuğu: "Arkadaş ", dedi

vereceksen eğer:

"Bana biraz ateş ve barut ver."

 

Emin Bülent Seerdaroğlu'nu bu şiire atfen yazdığı cevap şiir:

 

KİN

Göster sema-yı mağribe yüksel de alnını,

Dök kalb-i saf-ı millete feyz-i beyanını!

 

Al bayrağınla çık, yürü sağken zafer nüma

Bir gün şehit olunca sen, olsun kefen sana!

 

Ey makber-i muazzam-ı ecdadı titreten,

Düşman sadası, sus, yine yükselme gölgeden!

 

Kafir! Hilal-i rayet-i İslam'a hürmet et,

Toplar boğar hitabını dağlarda akıbet!

 

Dağlar lisana gelse de anlatsa hepsini,

Binlerce can dirilse de nakletse geçmişini!

 

Garbın cebin-i zalimi affetmedim seni,

Türk'üm ve düşmanım sana kalsam da bir kişi!..

 

Ben şurezar-ı kalbimi kinimle süslerim,

Kalbimde bir silah ile ferdayı beklerim.

 

Kabrinde müsterih uyu ey namdar atam!

Evladının bugünkü adı sade intikam!

 

Sembolistlerin Esin Kaynağı: Şiir Sanatı (Paul Verlaine)

 Ahmet Haşim'in musiki ve şiir arasında kurduğu ilişkinin ilham kaynağı şiir:


ŞİİR SANATI

Musiki, her şeyden önce musiki;
Onun için tekli mısradan şaşma.
Kıvrak olur, erir havada sanki;
Ağır aksak söyleyişe yanaşma.

Kelime seçerken de meydan senin;
Bile bile bir nebze aldanmalı.
Dumanlısı güzeldir türkülerin;
Öyle hem seçik olsun, hem kapalı.

Güzel gözler tül ardında görünsün
Gün ışığı titremeli şiirinde
Ak yıldızlar maviliğe bürünsün
Ilgıt ılgıt sonbahar göklerinde.

Ararengin peşindeyiz çünkü biz;
Rengin değil, ararengin sadece.
Ancak öyle sarmaş dolaş ederiz.
Kavalı boruyla rüyayı düşle.

Nükte belâsından kurtulmaya bak;
Acı zekâ, sulu gülüş neyine?
İşe karıştı mı bu cins sarmısak
Maviliğin yaş dolar gözlerine.

Tut belâgati boğazından, sustur
El değmişken bir zahmete daha gir.
Kafiyenin ağzına da bir gem vur
Bırakırsan neler yapmaz kim bilir?

Nedir bu kafiyeden çektiğimiz!
Hangi sağır çocuk ya deli zenci
Sarmış başımıza bu meymenetsiz,
Bu kof sesler çıkaran kalp inciyi?

Hep musiki, biraz daha musiki;
Havalanan bir şey olmalı mısra
Deli bir gönülden kalkıp gitmeli
Başka göklere, başka sevdalara.

Dağılıp tuzu sabah rüzgârına
Mısraların alsın başını gitsin
Kekik, nane kokaraktan, dört yana...
Üst tarafı edebiyat bu işin.
Paul Verlaine
Çeviri: Melih Cevdet Anday ve Sabahattin Eyüpoğlu

Fecr-i Âtî Encümen-i Edebîsi Beyannamesi (Fecr-i Ati Edebiyatı Beyannamesi Tam Metin + Orijinal Metin)




Fecr-i Âtî Encümen-i Edebîsi Beyannamesi

Şimdiye kadar memleketimizde edebiyat kelimesinin haiz olduğu ehemmiyeti halka ifham eden (anlatabilen), tereddüt etmeden söyleyebiliriz ki, pek az kimse gelmiştir.
Tarih-i edebîmizi (edebiyat tarihimizi) tetkik edersek en parlak devirlerde bile edebiyatın bütün ihata-i manasıyla (geniş anlamıyla) anlaşılıp anlatılmadığını görürüz. Onun için bizde sanat ve edebiyat, daima boş vakitlerin bir hemdem-i latifi (güzel bir arkadaşı) olmaktan fazla bir ehemmiyet almamış ve bunların nasıl terbiye-i hissiyenin tekâmülüne (duygu terbiyesinin gelişimine) hizmet etmek tarikiyle (yoluyla) bir milletin pişvâ-yı terekkiyâtı (gelişmesinin önderi) olduğu takdir edilmemiştir. Edvar-ı kadimden (en eski devirlerden) ayrılıp asr-ı hazıra (günümüze) doğru gelince yavaş yavaş suret-i telkinin (telkin şeklinin) bir istihaleye (değişime) uğradığını görüyoruz. Kemal Bey ve hem-zamanları (çağdaşları) birçok münasebetle bu husustaki fikirlerini söylemişlerdir.
Kemâl Bey’in “Edebiyatsız millet, dilsiz insan kabilindendir” sözü meşhurdur. Fakat efkâr-ı umumiyenin (kamuoyunun) anlamaktan ve anlamak için hiç bir rehber-i hayırkâr ve ciddi (hayırlı ve ciddi bir rehber) bulamamaktan mütehassıl (doğan) lakâydîsine (umursamazlığına) böyle bir cümlenin devâsâz (çare) olması elbette mümkün değildir.
Bu zamana mahsus edebiyatların da bu hususta hidemâtı (hizmetleri) görülmekle beraber Osmanlı efkâr-ı umumiyesinin (kamuoyunun) bu rehberi kat’i surette bulduğu tarih, itiraf etmeli ki, Edebiyat-ı Cedide’nin genç ve faâl zekâlarının Servet-i Fünûn sahifelerinde ilk tesis-i meslek ettikleri zamana tesadüf eder. Bu heyet-i edebiyenin (edebî heyetin) erkânı, o mecmuanın sahifelerinde muhitini tenvir eden bir manzume-i muzîe (ışık veren, parlayan manzume/beraberlik) vazifesini görüyordu. Fakat hükümetin gittikçe ar tan zulmü onların kalemlerine ilk darbe-i anif ü kahhârı (sert ve kahredici darbeyi) indirdi. Ve bunlar ilerde tekrar toplanmak ümidi ile dağılıp gittiler. Hürriyetin ilanıyla yeniden ziyalarına intizar edildiği (ışıkları beklenildiği) zaman ise pek az istisnaî ile artık onlar eski melike-i hayalleri(hayallerinin melikesi) olan sanat ve edebiyata karşı bir sehâb-ı lâkaydîye (umursamazlık bulutuna) bürünmüştür. Bunu söylemekle bizden evvel gelenlere itiraz arzusunda değiliz. Zira onların edebiyatımıza ettikleri hizmeti takdir etmemek herhalde kadir-şikenlik (kadirbilmezlik) olur. Biz onlara mazi-i meslekleri için teşekkür ile hal ve istikbale atf-ı nazar edeceğiz (bakacağız).
İşte bu istikbale bakmak azim ve niyetiyle Fecr-i Âtî teşekkül ediyor. Fecr-i Âtî azası kendilerine herkesten ziyade edebiyat-perest ve azim-perver olmaktan fazla bir kıymet ve ehemmiyet atfetmek cesaretini almamakla beraber temelini attıkları müessesenin bu beyâbân-ı ilim ve edep (ilim ve edebi yat çölü) içinde bir sâye-zâr-ı zümürridîn (yemyeşil bir gölgelik) olmasına intizâren (bekleyerek) şimdilik Avrupa’daki emsâlinin (benzerlerinin) küçük bir numunesini temsil ve irae etmesine (göstermesine) çalışacaklardır. Lisanın, edebiyatın ulûm-ı edebiye ve içtimaiyenin (edebiyat ve toplum bilimlerinin) terakkisine (ilerlemesine) hizmet etmek, ayrı ayrı şurada burada tenemmüv eden (gelişip büyüyen) istidatları sinesinde cem ederek (toplayarak) İttihat ve içtimaın (beraberliğin ve bir araya gelmenin) hasıl edeceği (doğuracağı) kuvvetle tekemmüle (olgunlaşmaya), müsademe-i efkârın (fikirlerin çarpışmasının) parlatacağı barika-i hakikatle tenvir-i efkâra (hakikat şimşeği ile fikirleri aydınlatmaya) çalışmak: İşte Fecr-i Âtî’nin gaye-i azim ve meramı (gayretinin gayesi ve istediği)!



Fecr-i Âtî azasının semerat-ı mesaisini (çalışmasının meyvesini) ihtiva edecek bir kütüphane, teessüs etmek (kurulmak) üzeredir. Edebiyat-ı Cedide’nin parlak zekâlarına da matla-ı envar (nurların doğacağı yer) olma meziyetini haiz olan Servet-i Fünûn mecmuası nâşir-i âsârıdır (eserlerinin yayımcısıdır / yayın organıdır). Bundan başka memleketimizin terakkiyât-ı fikriye ve hissiyesini (fikrî ve hissî yükselmesini) temin edecek âsâr-ı mühimme-i Garbiyeyi (Batı’nın mühim eserlerini) kendi azasına ve mükâfâtlı müsâbakalarla (ödüllü yarışmalarla) hariçten intihap olunacak (seçilecek) zevata (kimselere) tercüme ve neşrettirmek, umûmî konferanslar vererek halkın seviye-i zevk-i edebîsinin i’lâsına (edebî zevk seviyesinin yükselmesine), hudûd-ı malûmâtının tevsiine (bilgi hudutlarının genişlemesine) çalışmak, memâlik-i Garbiyedeki müessese-i mümâsile (Batı ülkelerindeki benzer kuruluşlar) ile tesis-i revâbıt ve münasebât ederek (ilişki ve bağları geliştirerek) memleketimizin tenemmüvât-ı edebiyesini (edebî gelişmesini) Garb’a, Garb’ın envarını âfak-ı Şark’a nakledecek metin ve ulvî bir nâkil vazifesini görmek, Fecr-i Âtî’nin cümle-i âmâlindendir (emellerindendir). Tanzim ve hükümete ita olunan (sunulan) nizamnamenin bir sureti yakında neşrolunacaktır. Efkâr-ı münevvere ashabının (aydınlık fikir sahiplerinin) bu teşebbüs-i hayrı (hayırlı teşebbüsü) bir nidâ-yı teşçî ve takdir (beğenme ve gayretlendirme ünlemesiyle) ile karşılayacağına eminiz. Çünkü acı bir itiraf olmakla beraber söylemekten çekinmeyiz ki memleketimizin ilme, sanata ihtiyacı pek şedittir (çok şiddetlidir). Bu ihtiyacı telâfi için atılacak en küçük adım, rehâya, i’tilâya doğru atılmış demektir ve bundan mahrum olmak muazzez (çok sevgili) vatan için elîm (elem verici) bir öksüzlüktür.”

Fecr-i Âti Encümeni Edebîsi namına kâtibi 
Müfit Ratip

Encümenin a’zâ-yı hazırası: 
Ahmet Samim, Ahmet Haşim, Emin Bülent (Serdaroğlu), Emin Lâmi, Tahsin Nahit, Celâl Sahir (Erozan - reis), Cemil Süleyman (Alyanakoğlu), Hamdullah Subhi (Tanrıöver), Refik Halit (Karay), Şahabettin Süleyman, Abdülhak Hayri, İzzet Melih (Devrim), Ali Canip (Yöntem), Ali Sühâ (Delilbaşı), Faik Âli (Ozansoy), Fazıl Ahmet (Aykaç), Mehmet Behçet (Yazar), Mehmet Rüştü, Köprülüzâde Mehmet Fuat (Köprülü), Müfit Ratip, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) (Servet-i Fünûn 1910: 227).

Divan Edebiyatı Nazım Şekli Gazel ve Örnekleri (Bütün Yönleriyle Gazel)

 Divan Şiiri Nazım Şekilleri içinde yer alır.

Arap şiirinden Türk şiirine transfer edilen şiir biçimidir.

Arap şiirinde, kadınlarla aşk üzerine sohbet etmek anlamına gelir.

Arap şiirinde önceleri kaside nazım şeklinin tegazzül bölümü içinde yer alan gazel, zamanla müstakil/bağımsız bir şekil haline gelmiştir.

Aşk, aşkın halleri, aşık-maşuk ilişkisi, sevgi-muhabbet, içki, tasavvufi ve felsefi konular gazellere konu olabilir.

Divan şiiri olarak bilinen Klasik Türk Şiiri içinde en çok yazılan ve divanlarda en çok yer alan nazım şeklidir.

Gazel aruz ölçüsüyle yazılır.

Gazelin nazım birimi beyittir.

Gazel, 5-15 beyit arasında yazılır. Daha uzun veya kısa gazellere rastlanır. 5 beyitten az olanlara nakıs veya natamam, 15'ten uzun olanlara mutavvel gazel, gazel-i mutavvel denir.

Gazelin kafiye şeması aa, ba, ca, da, ea şeklindedir.

Gazelin ilk beytinin kafiyeli olmasına musarra/mısralanmış/mısralı hale getirilmiş denir.

Divan şiirinde sözün, mevzun (ölçülü), mukaffa (kayifeli) ve orijinal hayale sahip olması beklenir.

Beyitler tek kafiye etrafında döner. Beyitlerin birbiriyle kafiyeli olmasına mukaffa/kafiyelenmiş denir. Redifi olan gazeller ise müreddef/redifli gazel adını alır.

Gazelin bütün dizeleri kafiyeli olursa müselsel/zincirleme gazel denir. Bütün beyitler tek kafiye olduğu için bu durumda müselsel gazel aynı zamanda musarra yani beyitleri aynı şekilde kafiyelenmiş de denir. Birden çok musarra (aynı kafiyeye sahip beyit) beyitlere zatü'l-metal veya zatül-metali (birden fazla matlaya sahip gazel) denir.

Gazelin ilk beyti matla beytidir. Matladan sonra yer alan beyte hüsn-i matla denir. Matla bazen tekrarlanır. Bu durumda redd-i matla denir. Matla dışında başka bir mısranın tekrarlanmasına ise redd-i mısra denir.

Gazelin son beytine makta beyti denir. Maktadan önce yer alan beyte de hüsn-i makta denir. Gazelin son beyti maktadır ve genellikle şairin mahlası bu beyitte yer alır. Şairin mahlası bu beyitte yer aldığı için bu beyte mahlas beyti, mahlashane veya taç beyit adları verilir. Şairin mahlasını birden fazla anlama gelecek şekilde kullanılmasına hüsn-i tahallüs denir (baki=şairin mahlası ve sonsuz, sünbül= Sünbülzade Vehbi ve sünbül çiçeği gibi).

Şair makta beytinden sonra gazele beyit eklerse bu durumda gazel gazel-i müzeyyel, zeyilli gazel, ekli gazel adlarını alır.

Gazelde beyitler farklı konuları işleyebilir. Gazel beyitleri aynı konu üzerinde kalırsa yek-ahenk gazel adını alır. Gazelde sanat yapmak önemlidir. Şair bir gazel boyunca benzer bir ses güzelliği, söyleyiş nefaseti yakalarsa bu durumda yek-avaz gazel denir.

Şairler bazen gazellere Arapça ve Farsça  kelime, mısra veya beyit ekler. Bu durumda olan gazellere mülemma (parlatmak, alacalamak) gazel denir. 


Gazel Örneği -

NÂ’İLÎ, Hâfız Sâlih Nâ’ilî Efendi (d. 1239/1823-24 - ö. 1293/1876-77)


GAZEL

kAFİYE şEMASI

Hüsn ü ânından o mâhın mâhtâb eyler hicâb

Pertev-i mihr-i ruhundan âfitâb eyler hicâb

 

a

a

 

 

Cilvegerdir perde-i hüsnünde yüz bin mihr ü mâh

Eylemez ağyâra izhâr âb u tâb eyler hicâb

 

b

a

 

 

Hayret-ender-hayreti seyr eyledim âyînede

Aks-i hüsn-i sûretin kılmış nikâb eyler hicâb

 

c

a

 

 

Tâb-ı meyden ol perî âteş nikâb olmuş yine

La’l-i nâbından kadeh andan şarâb eyler hicâb

 

d

a

 

 

Mazhar-ı nûr-ı tecellî-i cemâl-i pâkiyiz

Nâ’ilî bilmem neden ol bî-hicâb eyler hicâb

 

e

a

 

 

Gazeller konularına göre şöyle ayrılabilir:

aşıkane (Fuzuli), 

şuhane, (Nedim), 

rindane (Baki), 

hikemi-hakimane-öğretici-didaktik (Nabi), 

sufiyane-arifane-tasavvufi gibi.

Ferman padişahın dağlar bizim : Dadaloğlu

 DADALOĞLU (1785-1865)

Kavga, koçaklama şairi. 


Kalktı göç eyledi Avşar elleri

Ağır ağır giden iller bizimdir

Arap atlar yakın eyler ırağı

Yüce dağdan aşan yollar bizimdir


Belimizde kılıcımız Kirmani

Taşı deler mızrağımızın temreni

Hakkımızda devlet etmiş fermanı

Ferman padişahın dağlar bizimdir


Dadaloğlu’m yarın kavga kurulur

Tüfek öter davlumbazlar vurulur

Nice koç yiğitler yere serilir

Ölen ölür kalan sağlar bizimdir


İncinmesin - Abdurrahim Karakoç Şiiri

 Şair Abdurrahim Karakoç'tan muhteşem bir duyarlılık şiiri. Karakoç koşma/semai formunda ve nefis bir incelikle şiirini örmüş. İşte o şiir:


İNCİNMESİN


Gölgesinde otur amma

Yaprak senden incinmesin.

Temizlen de gir mezara

Toprak senden incinmesin.


Yollar uzun, yollar ince

Yol kısalır aşk gelince

Yat kurban ol İsmailce

 Bıçak senden incinmesin.


Burdayım de ararlarsa

Doğru söyle sorarlarsa

Tabutuna sararlarsa

Bayrak senden incinmesin.


İl göçsün göçtüğün vakit

Yol yansın geçtiğin vakit

Suyundan içtiğin vakit

Kaynak senden incinmesin.


Toz konmasın sakın sana

Hakkı geçer halkın sana

Gücenmesin yakın sana

Uzak senden incinmesin.


Şair Abdurrahim KARAKOÇ





Âşık Ruhsatî Koşmasında İsim ve Sıfat Tamlamaları Tahlili

Sıfat Tamlaması deli gönül Tamlayan: deli (Niteleme Sıfatı) Tamlanan: gönül (İsim) ...