Muhtemelen Daha Önce Duymadığınız Kelimeler Listesi

uzakgörür 
teleskop

ıra
seciye, karakter, huy, hulk

ıpıl ıpıl
parlak parlak

istib'at
olmasına ihtimal vermeme, uzak görme, imkan vermeme, uzak sayma, uzaksama, ıraksama; yakıştıramama

patron çıkarmak
Dikilecek herhangi bir giysinin modelinden/kalıbından/patronundan bir kağıda kopyasını çıkartmak.

tanzifat amelesi
Temizlik işçisi, görevlisi

sentagma
Birimi/bütünü oluşturan ögelerin bir araya gelmesi; dizim.
 
ısıdenetir
Termostat demektir. Bir ortamdaki havanın aynı kalmasını sağlayan cihazdır.

isilik-ısırgın
Aşırı sıcaktan vücutta oluşan kabarcıklar, kabartılar. 

iştika etmek, iştika, müşteki

İştika mezidünfih mastar, müşteki ise bu veznin ism-i failidir. İştika etmek, şikayet etmek demektir. Müşteki ise şikayet eden demektir. 


bürd-bar, bürd-bâr, bürdbar, bürdbâr; Bürdbâr Bürdbârî
Kelime insanlarla ilgili sıfatlarda sabırlı, tahammüllü, hoşgörülü, yumuşak, hilm sahibi gibi anlamlarda kullanılır. Allah'ın sıfatı olarak da kullanılır. 
şehbender
Konsolos, elçi, büyükelçi, sefir.

şütür
Deve

nükat
Noktalar. Nokta kelimesinin Arapça çoğulu. Fual veznindedir.

bes
yeter, kafi, tamam

kirm-i tut, kirm-i dut
dut böceği, ipek böceği

rubbema
bazen, bazı kere, ara sıra, nadiren.

şelelenk, şellenk, şeleleng, şelleng
Kadın mizaçlı erkek, kadın tavırlı erkek

koket
Güzel ve hoş görünmek için çabalayan kadın, ileri yaşına rağmen genç ve güzel kalmak için uğraşan kadın

nahuda
nav-gemi, huda-sahip anlamındaki Farsça iki kelimeden oluşmuştur. Kaptan, gemi kaptanı anlamında kullanılır.

rig
kum 

lahye / lihye
sakal

hilye
yüz, surat, çehre

şabb, şebab
bıyığı çıkmamış delikanlı, yiğit, çocukluktan gençliğe geçen

yestehlemek
dışkılamak, tuvaletini yapmak, büyük abdestini bozmak; kaldırıp atmak

sekbân, segbân, seğbân, seymen, seyman
köpek bakıcısı, köpekçi, köpeklerle ilgilenen kimse
Kapıkulu ocağında bir sınıf, asker bölüğü

lenger, lengerlemek
Çapa, gemi demiri; demirlemek

layiha
tasarı, düşünülen bir şeyi yazıya geçirme, planlama

kaffaten, kaffe
Kaffe; çoğu, bütünü demektir. Kaffeten ise büyük çoğunluğu, geneli, neredeyse tamamı, hepsi birden anlamında kullanılır. 

ertek
masal, hikaye, anlatı




nedir, ne demektir, ne anlama gelir, anlamı nedir, manası nedir, ne manaya gelir, eş ve zıt anlamlısı nedir

Ünlü-Hece Düşmesi Olan Kelimelerin Listesi

Ünlü veya Hece Düşmesi Olan Kelimeler Listesi ve Hece veya Ünlü Düşmesi Olan Kelimelerin Cümle İçinde Örnek Kullanımları:

Kısaca ünlü veya hece düşmesi nedir?

Önce kısaca ünlüleri bilmek gerekir. Türkçede 29 harf-ses vardır. Bu, seslerin bazılarına ünlü-sesli, bazılarına ünsüz-sessiz denir. 21 bir harf sessizdir. 8 harf ise sesli-ünlüdür. Ünlüler çeşitli şekillerde gruplandırılır. Ünlülerin özellikleriyle ilgili şöyle bir tablo verilebilir. Ünlü düşmesi konusu, tabloda kırmızı ile belirtilen ı, i, u, ü dar ünlüleriyle ilgilidir.

 

Düz

Yuvarlak

 

Geniş

Dar

Geniş

Dar

Kalın

a

ı

o

u

İnce

e

i

ö

ü



1. Ünlü ile başlayan ek aldığında kelimelerde ünlü düşmesi olabilir.
Ünlü düşmesi veya hece düşmesi, kelimenin kökünde bulunan bir ünlünün ünlü ile başlayan bir ek aldığında kelimenin ikinci hecesinde yer alan ünlünün düşmesi, kullanılmamasıdır. Bu aynı zamanda bir kelimeyi ekiyle beraber bir hece azaltır. Bir örnekle konuyu anlatalım:

Kelime gönül olsun. Bu kelimeye -ü eki getirelim. Artık bu kök ve eki beraber okuduğumuzda gönülü değil gönlü şeklinde okuruz ve yazarız. 

Gö-nü-lü üç heceden oluşurken ikinci hecedeki ünlü düştüğü için bu kelimeyi artık gön-lü şeklinde okur ve yazarız. Bu da üç heceli bir kelimenin iki heceli olmasına sebep olur. Bu haliyle hem ünlü düşmüş olur hem de hece sayısı azalmış olur. 

Ünlü ile başlayan ek aldığında ünlü düşmesi olan kelimeler başka örnekler: 
ızımız-ağzımız, 
burunum-burnum, 
alının-alnın gibi.

Bu birinci örnek dışındaki kelimelerde de ünlü düşmesi olabilir. Mesela birleşik kelimelerde birleşim sırasında ünlüler düşebilir, yardımcı fiillerle kurulan birleşik fiillerde ünlü düşmesi olabilir veya bazı kelimeler türetilirken ünlüler düşebilir.


2. Ünlü ile bitip ünlü başlayan iki kelimenin birleşmesinde ünlü düşmesi olabilir.

Ünlü ile biten bir kelime, ünlü ile başlayan bir ek aldığında ilk kelimenin son ünlüsü düşer. Buna aynı zamanda aşınma adı verilir. Ünlü düşmesi-hece düşmesi olan bazı birleşik kelimelere örnekler:

ne asıl
nasıl
Ancak ünlü ile bitmeyen kelimelerde de ünlü düşmesi olabilir: 
kayın ana
kaynana

Aynı şekilde ne için-niçin, kahve altı-kahvaltı, öyle ise-öyleyse kelimelerinde hece düşmesi-ünlü düşmesi ve aşınma vardır.

3. Birleşik eylemlerde yardımcı fiil ünlü düşmesine sebep olabilir.
Birleşik fiiller oluşturulurken etmek, eylemek, olmak, kılmak gibi yardımcı fiiller, ünlü düşmesine sebep olabilir. Birleşik fiillerde (isim+yardımcı fiil), birleşik fiilin isim bölümünde ünlü düşebilir:

isim+yardımcı fiil
kayıp olmuştu
kaybolmuştu

hapis etmek
hapsetmek

4. Bazı ekler ünlü düşmesine sebep olabilir.
Dört şekilde ünlü düşmesi olabilir. Son olarak kelime türetirken bazı ünlülerin düşüşü mümkündür. -l, -la, -er, ar ekleri alan kelimelerde ünlü düşmesi görülebilir:

kavur-ul-du-k
kavrulduk

devir-il-di
devrildi

sarı-ar-mış
sararmış

Hece düşmesi-ünlü düşmesinin istisnası ikilemelerde olur. İkilemelerde ünlü düşmesi olmaz:

Sokağın köşesinde burun buruna geldik. 

Görüldüğü gibi burada kırmızı harfle belirtilen u harfi düşmeye uğramamıştır. Bir başka örnek için şu ikilemeyi inceleyelim:
Bu nesilden nesile taşınan bir bayrak adeta.

Bir başka önemli nokta da, dışarı, içeri, ileri, geri, yukarı, aşağı, ora, bura, şura kelimelerine ek geldiğinde ünlü düşmesi yapılmaz:
içeri-içeriden-doğru    içerden: yanlıştır
ileri-ileriden-doğru      ilerden: yanlıştır
ora-orada-doğru        ordan: yanlıştır
bura-burada-doğru    burda: yanlıştır
şura-şuradan-doğru  şurdan: yanlıştır

Bu çalışmada, Türkçede ünlü düşmesine uğrayan bütün kelimelerin listesini çıkarmaya çalıştık. İlk bölümde ünlü düşmesine veya hece düşmesine uğrayan kelimelerin cümle içinde kullanımlarından örnekler verilmiştir. Ünlü düşmesine uğrayan cümlelere örnekler:


isim-ismi
İsmi lazım değil, geçenlerde bir arkadaş ilginç bir şey söyledi ve kalbimi kırdı.

“Kısa bir süre sonra sen de o da öleceksiniz, bundan daha kısa bir süre sonraysa isminiz bile kalmayacak ardınızda.” (Marcus Aurelius-Kendime Düşünceler, Marcus Aurelius)

cisim-cismi
İsmi var cismi yok insanlar lazım bu iş için bize.

Cismi büyük,
Fikri küçük,
Çıktı bir adam karşıma.
Dedi: “Ey şâir bana baksana!
Ben kadere inanmıyorum,
Ne anlatsan boşuna.”
Dedim: “O da senin kaderin anlasana.”
(Şair’ül İslam Yunus Kokan-Elmas Dizeler Altın Sözler)

burun-burnu
Ne o öyle, burnu bir karış havada; sevmem ben öyle insanları.

omuz-omzu
Elfida, bir belalı başımsın
Elfida, beni fark etme sakın
Omzumda iz bırakma, yüküm dünyaya yakın
Elfida, hep aklımda kalacaksın (Haluk Levent-Elfida)

beyin-beyni
Etrafımda bana yakın birilerini arıyorum. Bütün bu beynimde geçenleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. (Sabahattin Ali)

alın-alnı

Allah alnındakini gönlüne gönlündekini alnına yazsın.

 
gönül-gönlü
Ey gönül! Sen sen ol, kimsenin gönlünü yıkma. Dikenin ucuna çık da edep çizgisinden çıkma. (Mevlana)


devir-devri
"Devir, ciğeri beş para etmez adamların devri.'' (Ahmet Ümit-Kavim)
sabır-sabrı
Deme şu niçin şöyle
Yerincedir ol öyle
Bak sonuna sabr eyle
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
(Erzurumlu İbrahim Hakkı)

kabir-kabri
Kendine kabir değil, kendini kabre hazırla. (Hz.Ebubekir)
 koyun-koynu
Oğlum iyi diye övünme, koynuna el kızı girmeden.
 Oğul-oğlu
Bir şeyiniz olayım sizin,
Hani nasıl isterseniz;
Oğlunuz, kiracınız, sevgiliniz.
Dünyanın bir ucuna, birlikte gider miyiz? (Cemal Süreya ~ Lavanta)

bağır-bağrı
"Sana karşı bağrı yanan ve daima Sana sığınan kulların arasına beni de kat. Rabbim! Tevbemi kabul et, günahlarımı affeyle."

cebir-cebri
Cebren ve hile ile aziz yatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. (Atatürk)

şekil-şekli
Melahat, şeklen bir kadından çok uçurtmaya benziyordu.
(Hüseyin Rahmi Gürpınar-Mürebbiye - Şeytan İşi, Hüseyin Rahmi Gürpınar)

nazım-nazmı/nesir-nesre

Mensur şiir, nazmın nesre yaklaştırıldığı şiirdir. Yani şiirin  düzyazı biçimine yakın yazılmasıdır. Bu şiirin ilk örneklerini veren sanatçı, Halit Ziya Uşaklıgil'dir.
Bu bölümde, hangi kelimede ünlü düşmesi olur hangi kelimede ünlü düşmesi olmaz veya bu kelimede ünlü düşmesi var mı yok mu sorularına cevap olması için ünlü düşmesi-hece düşmesi olan diğer kelimelerin bir listesi yer alacaktır:

kıvrım-kıvrımı
sıyır-sıyrıldı
sızı-sızladı
koku-koklamış
ileri-ilerlemek
keyif-keyfim
kayıt-kaydolup
kayıp olmak-kaybolmuş
emir etmek-Emreden yorulmazmış.
devir-devrimizde
devirilmek-devrildi
asır-asrın
geniz-genzimiz
ağız-ağzı
kahır-kahroldum
kesir-kesri
seyir-seyrine
kutup-kutbu
hazım-hazmı
karın-karnım
göğüs-göğsünden
şehir-şehrimiz
nehir-nehrin öte yüzü
fikir-fikrimin ince gülü
zülüf-zülfün tara
ufuk-ufka bakınca
yalın-yalnızlık
yanılmak-yanlışlıkla
meyil-meylediş






Destan Nazım Şekli: Uyuz Destanı Sefil Ali





Halk Edebiyatı Nazım Şekilleri başlığı altında yer alan Destan; Koşma, Semai, Varsağı gibi hece ölçüsüyle yazılan bir şiir türüdür. Koşma kafiye şemasıyla, dörtlük nazım birimi ve 11’li hece ölçüsüyle yazılan uzun şiirlerdir. Şairi belli olduğu için anonim değil aşık tarzı halk şiiri örnekleri arasında yer alan destan türü şiirleri koşma, semai ve varsağıdan ayıran özelliği, şiirin içinde hikaye olmasıdır. Bu yönüyle divan şiirinin mesnevisine benzer. Mesnevi, şiirle hikaye anlatması yönüyle destana benzese de, mesnevinin destan farkı, aruz ölçüsü ve beyitlerle yazılmasıdır.
Aşağıda halk şairi Sefil Ali tarafından yazılan bir destan vardır. Destan şair, uyuz hastalığını ve bu süreçte yaşadıklarını hikaye eder. Cidden hoş bir üslupla yazılan Uyuz Destanı, Harb-i Umumi (1. Dünya Savaşı) yıllarında Türkiye’yi baştan başa saran uyuz illetinden bahseder. Uyuz hastalığına Sefil Ali de yakalanmıştır destan şeklinde bir taşlama kaleme almıştır. Sefil Ali’nin mizahta ve hicivde ne kadar usta olduğunu göstermesi açısından da önemli olan Uyuz Destanı’nın tam metni:





Uyuz Destanı

Ey ağalar ben tutuldum uyuza,
Günden güne akça bağlarım fayize,
İlacını bulamadım ne ise,
Canım yandı pis uyuzun elinden!

Ey ağalar uyuz oldum kaşındım
Çaresini bulamadım düşündüm
Geceleri çok kapıya taşındım
Kurtulamadım pis uyuzun elinden!

Çıra yaktım uyuzlara bakındım
Çoluktan çocuktan kendim sakındım
Hep tepemden çayın suyun dökündüm
Kurtulamadım pis uyuzun elinden!

Gün aşınca uyuz ister tımarı
Kaşındıkça arsız uyuz şımarı
Kendimde olmasa çalsam şamarı
Canım yandı pis uyuzun elinden!

Kaşınsan kaşınsan tımara kanmaz
Yürütür sözünü, sözünden dönmez
Her yerde bitiyor, uyuz utanmaz
Perişanım pis uyuzun elinden!

Akşam olur em (merhem, ilaç) çanağı dizilir
Kaşını kaşını ömrüm üzülür
Bir gün değil, beş gün değil bezilir
İy(i)ce bezdim pis uyuzun elinden!

Akşam oldu ehl-ıyalcık (çoluk çocuk, ev ahalisi) yağlandık
Birbirimiz çoluk çocuk lağlandık (Latife etmek, eğlenmek)
Tamam üç ay uyuz ile eğlendik
Kurtulamadık pis uyuzun elinden!

Eme (ilaç) verdik elde olan parayı
Uyuz ile bulamadık arayı
Yıkıldı gönlümün köşkü, sarayı
Canım yandı pis uyuzun elinden!

Hükmetti elime verdi tabağı
Genç yaşımda belim büktü bayağı
Hep çalındık evde tükettik yağı
Kurtulamadık pis uyuzun elinden!

Çoluk çocuk ocak başı bekleşti
Yağlandıkça murdar uyuz kökleşti
Bilemedik bize nerden ekleşti
Canım yandı pis uyuzun elinden!

Topal etti, göndermedi işime
Uyuz ol da yiğit isen kaşıma
Murdar uyuz ne getirdi başıma
Kurtulamadım pis uyuzun elinden!

Yatağımda yatırmadı ırahat
İşledi çıbanlar, oldu cerahat
Murdar uyuz bizi buldu nihayet
Canım yandı pis uyuzun elinden!

Bilemedim çok kaşıdım, azdırdım
At üstünde nice yerler gezdirdim
Her hafta merhemini düzdürdüm
Kurtulamadım pis uyuzun elinden!

Lanet olsun pis uyuzun yüzüne
Yırtmalı derini, uysan sözüne
Dünya malı hiç gelmiyor gözüne
Canım yandı pis uyuzun elinden!

Bir zamanda perhiz ettim, yemedim
Hiç kimseye: Ben uyuzum, demedim
Hep çalındım, hiç de ilaç komadım
Kurtulamadım pis uyuzun elinden!

Karılar da yatağına koymadı
Çoluk çocuk hatırımız saymadı
Murdar uyuz bizde hürmet koymadı
Canım yandı pis uyuzun elinden!

Her gün geceleyin çatmalı ocak
Keskinli kızı sert, bize döğecek (İlk karısı)
Küçük avrat bizi evden koğacak (İkinci karısı)
Canım yandı pis uyuzun elinden!

Adı uyuz, bir büyücek dert imiş
Yedi vücudumu bir aç kurt imiş
Sıçanotu her ilaçtan mert imiş
Hep kurtardı pis uyuzun elinden!

Bilmem kıştan oldu, bilmem soğuktan
Başa ne gelirse bilmeli Hak’tan
Murdar uyuz bizi buldu hiç yoktan
Canım yandı pis uyuzun elinden!

Sorarsanız zemheride tutuldum
Yaz, bahar ayında sele atıldım
Ayran çıktı, yavaş yavaş kurtuldum
Canım yandı pis uyuzun elinden!

Murdar uyuz kemiklerden girişir,
Yürekte yankısı, sinede tutuşur,
Sefil Ali üç ay çekti, yetişir!
Canım yandı pis uyuzun elinden!   

Şair Sefil Ali


Kısaca:
Halk Edebiyatı Nazım Şekilleri
Aşık Tarzı: Koşma, Semai, Varsağı, Destan
Tekke-Tasavvuf Tarzı: İlahi, Nutuk, Şathiye, Devriye
Anonim: Türkü, Mani

Halk Edebiyatı Nazım Türleri
Taşlama: Yergi şiirleri
Ağıt: Ölümü anlatan şiirler
Koçaklama: Savaşı, kahramanlığı anlatan şiirler
Güzelleme: Aşkı ve dilberleri anlatan şiirler

Halk Edebiyatı Ölçüsü
Hece

Halk Edebiyatı Ölçü Birimi
Dörtlük





Nedim'in İstanbul/Sadabad/İbrahim Paşa Kasidesi ve Günümüz Türkçesiyle Tam Metni


Nedim’in Divan’nın 46 nüshası vardır. Bu Divan’da 44 kaside mevcuttur. Bu kasidelerden biri İstanbul, Sadabad ve İbrahim Paşa övgüsü hakkındadır. 18. yüzyıl şairi olan Nedim’in İstanbul Kasidesi olarak da bilinen kasidenin kafiye şeması aa, ba, ca, da, ea...şeklindedir. Kasidenin tam metni ve günümüz Türkçesine aktarılmış hali (açıklaması) şu şekildedir (dedemindili . blogspot . com . tr):




XX. yüzyılın başlarında Sâdâbâd’ı gösteren bir kartpostal (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kartpostal Koleksiyonu) Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi



Der-Vasf-ı Sa'd-âbâd u İstanbul Der-Zımn-ı Medh-i İbrahîm Pâşâ

(İstanbul’un ve Sadabad’ın Özellikleri ve Zımmen İbrahim Paşa Övgüsü)

Bu şehr-i Stanbul ki bî-misl ü bahâdır
Bir sengine yek-pâre 'Acem mülkü fedadır
(İstanbul şehrine değer biçmek mümkün değildir. Onun bir taşına bütün Acem/İran devleti feda edilir.)

Bir gevher-i yektadır iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezadır
(İki deniz arasında eşsiz bir cevherdir, dünyayı aydınlatan Güneş ile tartılsa yeridir.)

Bir kânı-ı ni'amdır ki anun gevher-i ikbâl
Bir bâğ-ı İremdir ki gülü izz ü ulâdır
(O bir nimet madenidir ki onun süslü geleceği, gülü yüce ve aziz İrem Bağı’dır.)

Altında mı üstünde midir cennet-i a'lâ
El-hak bu ne halet bu ne hoş âb u havadır
(Cennet-i Ala onun üstünde midir altında mıdır? Doğrusu onun hali, suyu, havası ne hoştur.)

Her bağçesi bir çemenistân-ı letafet
Her gûşesi bir meclis-i pür-feyz ü safadır
(Her bahçesi bir hoş çimenlik, her köşesi bereket ve zevk dolu meclistir.)

İnsâf değildir anı dünyâya değişmek
Gülzârların cennete teşbih hatâdır
(Onu dünyaya değişmek insafa sığmaz; gül bahçesini Cennet’e benzetmek hata olur.)

Herkes erişir anda muradına anunçün
Dergâhları melce-i erbâb-ı recâdır
(Onda herkes isteğine kavuşur çünkü dergahları rica erbabının sığınağıdır.)

Kâlâ-yı ma'ârif satılır sûklarında
Bâzar-ı hüner ma'den-i 'ilm ü 'ulemâdır
(Pazarlarında maarif kaleleri satılır. O, ilim ve alimler madeni, hüner pazarıdır.)

Camilerinin her biri bir kûh-ı tecelli
Ebrû-yı melek andaki mihrâb-ı du'âdır
(Camilerinin her biri görünür bir dağdır. Onlardaki dua mihrapları meleklerin kaşı gibidir.)

Mescidlerinin her biri bir lücce-i envâr
Kandilleri meh gibi leb-rîz-i ziyadır
(Mescitlerinin her biri nurlar saçan ummandır; kandilleri ışık saçan ay gibidir.)

Ser-çeşmeleri olmada insâna revan-bahş
Germ-âbeleri cana safa cisme şifâdır
(Pınarları insana hayat verir. Sıcak suları (kaplıca/hamam) ruha zevk, bedene şifadır.)

Hep halkının etvârı pesendîde vü makbul
Derler ki biraz dil-beri bî-mihr ü vefadır
(Bütün halkının tavırları hoş ve güzeldir. Derler ki güzelleri biraz acımasız ve vefasızdır.)

Şimdi yapılan 'âlem-i nev-resm-i safânın
Evsâfı hele başka kitâb olsa sezadır
(Şimdilerde yapılan yeni eğlence törenlerinin dünyası, özellikleri başka bir kitapta anlatılsa yeridir / daha iyi olur.)




Sultan II. Mahmud döneminde Sâdâbâd Sarayı’nı tasvir eden Preault tarafından çizilmiş gravür Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi

Nâmı gibi olmuşdur o hem sa'd hem âbâd
İstanbula sermâye-i fahr olsa revadır
(O namı olmuştur hem yüz hem sonsuz/mamur; (Sadabad) İstanbul’un övüncünün sermayesi olsa yakışır.)

Kûhsârları bağları kasrları hep
Gûyâ ki bütün şevk u tarab zevk u safadır
(Bütün dağları, bağları, köşkleri tamamen şevk, eğlence, zevk ve sefadır.)

İstanbulun evsâfını mümkin mi beyan hiç
Maksûd heman sadr-ı kerem-kâra du'âdır
(İstanbul’un özelliklerini beyan etmek hiç mümkün değil. Amaç, cömert vezirazama dua etmektir.)

Dâmâd-ı güzîn-i şeh-i zî-şân-ı felek-câh
Fahrü'l-vüzerâ âsaf-ı ferhunde-likâdır
((O) yüce ve şan sahibi Padişahın seçkin damadı, vezirlerin övüncü, güleç yüzlü vezirdir.)

Hem-nâm-ı Halil olmağ ile zât-ı şerîfi
Ahdinde cihan pür-ni'am-ı cûd u sehâdır
(Zat-ı alileri, Halil ile aynı isme sahip olduğu için, sözünden dünya nimet, ihsan ve cömertlikle dolar. )

Devşirmededir saçdıgı ihsanı şeb ü rûz
Pîr-i feleğin anun içün kaddi dutadır
(Onun saçtığı ihsanları gece gündüz topladığı için ihtiyar feleğin boyu iki büklümdür.)

Ser-pençesinin nâmı lîsân-ı kudemâda
Deryâ-yı himem kân-ı kerem bahr-ı 'atadır
(Onun güçlü elinin eskiler lisanında adı; himmet deryası, cümertlik madeni, hediye denizidir.)

Endîşesinin künyesi tûmâr-ı nesebde
Nûr ibni süheyl ibni reşad ibni zekâdır
(Soy kütüğünde onun düşüncesinin künyesi, nur ibni süheyl ibni reşad ibni zekadır/ zekanın oğlu hak yolun oğlu Süheyl yıldızı oğlu nurdur.)

Bîm-i ser-i şemşîr-i dırahşan güherinden
Sîmâ-yı ahâlî-i sitem kâh-rübâdır
(Parlak kılıcının korkusundan saçılan cevherler, şikayet eden ahalinin simasında kehribardır.)

Hâtem-sıfatâ tab' u dil ü dest-i kerîmin
Deryâ-yı himem kân-ı kerem ebr-i 'atadır
(O cömerdin eli, gönlü, kuvveti, hatem-sıfatlılara himmet deryası, cömertlik madeni, hediye bulutudur.)

Feyz-i eser-i sâgar-ı dest-i kereminden
Şahs-ı feleğin çehresi yâkut-nümâdır
(Cömert elinin kadehinin bereket eserlerinden, feleğin yüzü yakut gibi görünmektedir.)

Ey sadr-ı keremkâr ki dergâh-i refî'in
Erbâb-ı dile kıble-i ümmîd ü recâdır
(Ey cömert Sadrazam, yüce dergahın gönül ehline rica ve ümit makamıdır.)

Sensin o cihan-sadr felek-pâye ki dâ'im
Dergâhına ikbâl ü şeref perde-güşâdır
(O, dünyanın yüksek rütbeli Sadrazamı sensin ki daima mutluluk ve şeref, sarayının perde açıcısıdır.)

İhlâs ile bendendir eyâ sadr-ı keremkâr
Kullukdur onun pîşesi dahi neye kadir
(Hayret, cömert Sadrazam, ihlasla kulluk etmektedir. Onun mesleği kulluktur ve bu nelere kadirdir.)

Devrinde senin fırka-i erbâb-ı ma'ârif
Âsûde-i cevr-i felek-i bî-ser ü pâdır
(Senin devrinde, marifet erbabı fırkası, başsız ve ayaksız feleğin eziyetinden asudedir/kurtulmuştur.)

Iydın ola ikbâl ü sa'âdetle mübarek
Günden güne ikbâlin ola gün gibi zahir
(Bayramın mutululuk ve saadetle mübarek olsun. Gün geçtikçe makamın güneş gibi görünür olsun.)

Sadrında seni eyleye Hak dâ'im ü sabit
Hep 'âlemin etdikleri şimdi bu du'âdır
(Bütün alemin ettiği dua şudur: Allah seni sadrazamlığında/makamında değişmez ve devamlı kılsın.)

Ey sadr-ı cihanbân ede Hak devletin efzûn
Kim devletin erbâb-ı dile lulf-ı Hudâdır
(Ey dünyayı koruyan Sadrazam, Allah saadetini artırsın ki senin idaren gönül ehline Allah’ın lütfudur.)

Ez-cümle Nedîmâ kulun ey âsaf-ı zî-sân
Müstağrak-ı lûtf u kerem ü cûd u 'atadır
(Ey şanlı Vezir! Kısaca, Nedim kulun hediye, ihsan, cömertlik ve lütfuna gömülmüştür/ onların çoşkusu içindedir.)

Kasidenin Aruz Vezni: Mef’ûlü Mefâîlü Mefâîlü Feûlün


Namus Hırsızları: Osmanlıca Haber Metinleri




Namus Hırsızları
Temmuzun üçüncü Salı gecesi Bayadı karyeli Kelkitli oğlu asker Muharremin hânesine hüviyeti meçhul eşhâs girerek Muharremin uykuda bulunan zevcelerinin üstüne atılmışlar ve bir müddet boğuşmadan sonra hayvâni hırslarını tatmîn ederek sabaha karşı def olup gitmişlerdir. Kadınlar ertesi gün hükümete mürâca'at ederek teşhis edebildiklerini yakalattırmışlardır. Yürekler yakan bu feca'atin hakîki fâillerinin vazîfeşinas zâbıtamız ve adliyemiz tarafından meydâna çıkarılacağını kuvvetle ümit ediyoruz.

Alemin nâmusuyla oynayan bu iffet gasiplerini ipe çekmeli ki emsâli de ibret alsın.

9 Temmuz 1928-Güzel Ordu gazetesi Sayı:39 Sayfa:1

Bu nasıl iş? : Osmanlıca Haber Metinleri




Münşa karyesinden müteaddit eşhâs idârehânemize gelerek ber-vech-i âti ifâdede bulunmuşlardır.

- "Karyemizin sâbık muhtarı Tekeoğlu Dursun Ağa 335, 336 ve 


338 senelerine âit aşar fâizi olarak karye ahâlisinden topladığı bin liraya yakın meblağı mâliyeye ödeşmek üzere iken mezkûr senelerin fâizi afv olması üzerine meblağ-ı mezbûr merkûmun zimmetinde kalmıştır. Dursun Ağaya paranın sâhiblerine iâdesi mükerreren ihtâr edilmiş ise de merkûm bu ihtârâtımızı sem-i i'tibâra almamıştır.

Şimdi ise biz köy ahâlisi bil-ittifak bu paranın mecmuunu Tayyare Cem'iyetine teberru ediyoruz. Gazetenizle makâmat-ı âidesinin nazar-ı dikkatini celbediniz."

Biz de köylünün bu ifâdesini aynen derc ediyoruz. Eğer aslı var ise cem'iyet bundan büyük istifâde edecektir.
9 Temmuz 1928-Güzel Ordu gazetesi Sayı:39 Sayfa:1

Karısını Dövmüş ve Öldürmüş : Osmanlıca Haber Metinleri




Karısını Dövmüş ve Öldürmüş
Sorgun kazasının Çandır karyesinde Mikdat oğlu Ali Kahya zevcesi Emine ile öteden beri geçinmez imiş. Geçenlerde yine karı koca kavga etmişler. Ali Kahya karısını sopanın altına almış vahşi bir hırsla zavallı kadını ölene kadar dövmüş. Zabıta bu caniyi der-destle adliyeye teslim etmiştir.
(Yozgat) 9 Temmuz 1928-Güzel Ordu gazetesi Sayı:39 Sayfa:1

Âşık Ruhsatî Koşmasında İsim ve Sıfat Tamlamaları Tahlili

Sıfat Tamlaması deli gönül Tamlayan: deli (Niteleme Sıfatı) Tamlanan: gönül (İsim) ...