Karayılan Masalının Özeti

 

Karayılan  Masalının Özeti

Ülkenin birinde padişahın hiç çocuğu olmamaktadır. Ne yaparsa yapsın bir türlü çare bulamaz. Bir gün veziri ile birlikte tebdili kıyafet gezerken karşısına bir derviş çıkar.  Padişah, dervişe bir oğlum olsun gerekirse yılandan olsun deyince derviş de kırmızı bir  elma vererek bunu ikiye bölmesini ve Valide Sultan ile birlikte yemesini söyler. Elmayı  dervişin dediği gibi yapıp yedikten dokuz ay sonra, Valide Sultan’ın doğum sancıları  başlar ama bir türlü çocuk doğmaz. Çocuk kara bir yılan olduğu için bütün ebelerini sokup  öldürür.  Ülkede  bu  çocuğu  doğurtacak  ebe  kalmayınca  padişah  bu  işi  yapabilecek  birilerini aratmaya askerlerini gönderir. Üvey annesi ve kızlarıyla yaşayan zavallı bir genç  kız vardır. Bu zavallı kızı üvey anası zorla saraya göndertir. Yolda giderken anasının  mezarına uğrayıp dua eden kıza annesi mezardan seslenerek: Çocuğun doğması için yere  bir tas süt koymasını ve yılanın sütü içmek için çıkacağını söyler. Genç kız annesinin  öğüdünü dinleyip dediklerini yapınca karayılan doğar. Kızı bir sürü hediye ve altınla  evine yollarlar. Karayılanın okuma vakti gelmiş ama hiçbir hoca onu okutamaz. Hepsini  sokup öldürür. Yine bu zavallı kızı çağırtırlar. Kız yolda annesinin mezarına uğrayıp dua  edince annesi ona yine nasihat verir. Kırk bir gül çubuğu almasını karayılan kendisini  sokmak  istediğinde  çubuklarla  vurmasını  söyler.  Anasının  nasihatini  dinleyen  kız  çubuklarla vura vura karayılana okuma öğretir. Kızı yine hediye ve altınlarla evine  yollarlar. Karayılanın evlenme yaşı gelir ama hiç kimse onunla evlenemez. Karayılan kim  evlendiyse sabahı sokarak öldürür. Yine bu zavallı kızı çağırtıp şehzade ile evlendirmek  isterler. Kız yolda anasının mezarına uğrayıp dua edince anası ona yine nasihat verir. Kırk  bir kirpi derisinden vücudunu kaplamasını ve yılan ona soyun derse önce kendisinin  soyunması gerektiğini ve yılan kıyafetini ateşte yakınca şehzadeye kavuşacağını söyler.  Anasının nasihatini dinleyen kız dediklerini yapmış ve yılanın giysisini ateşe atınca  şehzade acılar içinde kıvranır ama giysi yanınca ortaya dünyalar güzeli bir delikanlı çıkar.  Sabah olunca herkes bu işe çok şaşırır. Şehzade bir gün taşraya gitmek için padişah  babasından izin alır ve yollara düşer. Taşradan eşine bir mektup yazar. Cariyeler mektubu  açıp şehzadenin yazdıklarını okuyunca kıskançlıktan yeni bir mektup yazarak kızın  bacaklarının kırılarak dağ başına bırakılması gerektiğini mektupta söylerler. Bunları  duyan zavallı kız gizlice saraydan kaçıp yollara düşüp bir mağaraya varır. Bu mağarada  bir delikanlıyla karşılaşır. Kötü bir kuş bu delikanlıyı esir tutmaktadır. Delikanlı, kızı  gizlice mağarada saklar. Kız delikanlıdan gebe kalır ve doğum yaklaşınca delikanlı ona anasının evine gitmesini söyler. Kız delikanlının dediklerini yapıp mağaradan ayrılıp  anasının evinde doğum yapar. Delikanlı da her gece kuş kılığına girip kızı ve oğlunu  ziyaret eder. Bir gün delikanlının kız kardeşi konuşmaları duyup annesine olan biteni  anlatınca kuşun kaçırılan oğulları olduğunu anlarlar. Ertesi gece bütün aile halkı kuşun  gelmesini bekler ve hasret giderirler. Oğullarının geri dönmesine izin vermedikleri için  büyük kötü kuş oraya gelir. Kötü kuş konağın bahçesinde bir oraya bir buraya konup her  yere vurup ve en sonunda çatlayarak ölür. Hep birlikte yaşamaya başlarlar. Şehzade ise  saraya dönünce gerçekleri öğrenir ve kızın peşine düşer. En sonunda yaşadığı yeri bulur  ve başından geçen olayları hem öğrenir hem de gerçekleri kıza anlatır. Kızın ikinci kocası  kızdan bir seçim yapmasını ister. Eğer ilk kocanı seçersen sana çocuğumuzu vermem,  beni seçersen burada mutlu yaşamaya devam ederiz der.  Kız da şehzadeyi görünce  içindeki sevgi yeniden ateşlenir ve ilk kocasını seçip saraya dönerler. 

Kaynak:

Tahir Alangu’nun “Billur Köşk Masalları” Adlı Kitabının Çocuk Edebiyatının Temel İlkeleri Bakımından İncelenmesi – Hüseyin KUDAK

  

Saka Güzeli Masalının Özeti

 

Saka Güzeli  Masalının Özeti

Masal ülkenin birinde yaşayan padişah ile vezir kızlarının başından geçen olayları  anlatmaktadır. Padişahın ve vezirin kızları çok iyi arkadaşlardır. Padişah kızı bir gün bir  saka güzelini görüp eğlenmek ister. Saka güzeline sırtında su varken hangimiz daha  güzeliz diye sorunca, saka güzeli de vezir kızının daha güzel olduğunu söyleyip oradan  uzaklaşır. Padişah kızının içinde bir kıskançlık ve kin ortaya çıkar. Bir şekilde padişah  babasını da kandırarak bu vezir kızının idam edilmesi emrini çıkartır. Vezir, kızına  kıyamadığı için bir köpek yavrusunu kesip kanını bir tasa koyup saraya gönderir. Kızını  da bir sandığın içine koyup bitpazarına yollatır. Bitpazarında bu sandığı saka güzeli satın  alıp evine getirir. Kız, saka güzeli çeşmeye gittiği zamanlarda sandıktan çıkıp evin işlerini  bir güzel yapıp tekrar sandığa girer. Saka güzeli birkaç gün bu olay karşısında çok  şaşırmış ama buna bir türlü anlam veremez. En sonunda bir öğlen vakti aniden eve gelerek  kızı görür ve ona vurulur. Evlenip mutlu bir hayat sürmeye başlarlar. Kız anne ve babasını  çok  özlediği  için  saka  güzeli  onu  baba  evine  gönderir.  Babası  saraydan  ayrılarak  kendisine bir ev tutup orda yaşamaktadır. Sora sora evi bulup anne ve babasına her şeyi  anlatır. Kızlarının yaşadığı hayata ailesi çok sevinir. Bir gün annesiyle birlikte hamama  giden  kızı  padişahın  kızı  görür  ve  hemen  tanır.  Hamamdaki  herkes  vezir  kızının  güzelliğine hayran kalır. Padişah kızı kalfasını yollatıp her şeyi sorup öğrenir. İçindeki  kıskançlık ve kin tekrar alevlenince saka güzeline bir mektup yazıp karısının kötü yola  düştüğünü söyler. Saka güzeli mektubu okuyunca sorup soruşturmadan karısını öldürmek  için babasının evine gider. Kapıyı açan kız saka güzelinin kötü niyetini anlayıp kaçarak  kendisini dereye atar. Akıntıya kapılan kız üç balıkçının ağına takılır. Balıkçılar kendi  arasında kızı hangisinin alacağı kavgasını yaparken kız bir şekilde kaçar. Bu defa yoluna  bir Yahudi çıkar. Elindeki gümüş şamdanı Yahudi’ye verip oradan da bir şekilde kaçıp  bir çeşmenin başında yorgunluktan uyuya kalır. Çeşmenin başında kızı bir şehzade görür  ve  çok  beğenip  onu  sarayına  götürerek  onunla  evlenir.  Kız  şehzadeden  tanıştıkları  çeşmenin  yanındaki  duvara  kendi  resmini  yaptırmasını  ister.  Şehzade  bu  isteğini  gerçekleştirir. Üç balıkçı, Yahudi ve saka güzeli o çeşmenin başında kızın resmini  görünce bayılırlar. Kız, olan biten her şeyi şehzadeye anlatıp cezalarını da kendisinin  vermesini söyler. Üç balıkçı falakaya yatırılır ve Yahudi idam edilir. Saka güzeline hâlâ  âşık olan kızın halini gören şehzade ikisini evlendirip kendi ülkesinde mutlu mesut  yaşamalarını sağlar.   

Kaynak:

Tahir Alangu’nun “Billur Köşk Masalları” Adlı Kitabının Çocuk Edebiyatının Temel İlkeleri Bakımından İncelenmesi – Hüseyin KUDAK

 

Alicengiz Oyunu Masalının Özeti

 

Alicengiz Oyunu  Masalının Özeti

Ülkenin birindeki bir padişahın canı çok sıkılır. Saraydaki hiçbir etkinlik ve eğlence bu can sıkıntısını gidermez. Padişahın canı alicengiz oyunu izlemek ister. Sarayda bu  oyunu bilen kimse yoktur. Genç bir delikanlı padişahtan söz isteyerek bu oyunu gidip  öğrenmek için izin alır. Genç delikanlı yolda giderken bir dervişe rastlar. Derviş ona  alicengiz oyununu öğretmek için yanına alır. Bir mağaraya getirtir ve orda beklemesini  söyler. Delikanlı canı sıkıldığı için mağarayı gezerken bir kıza rastlar. Kız, dervişin  aslında kötü niyetli biri olduğunu delikanlıya anlatır. Delikanlının buradan kurtulması  için  derviş  ne  okutursa  tersten  okumasını  delikanlıya  tembihler.  Delikanlı  dervişin  okuttuğu her şeyle alay edip tersten okuyarak dervişin onu kovmasını sağlar. Delikanlı  bu şekilde tersten okurken aslında kitaptaki bütün alicengiz oyunlarını da ezberler.  Delikanlı eve gelip anasına, koç kılığına gireceğini ve kendisini saraya götürüp padişaha  satmasını söyler. Delikanlının annesi koç ile birlikte saraya giderken yolda dervişle  karşılaşır. Derviş koçun gözlerinden olanı biteni anlar ve koçu kadından zorla satın alır.  Delikanlı o sırada kuş olup kaçar. Derviş de atmaca olup peşine düşer. Saraya varınca  delikanlı elma olup padişahın kucağına düşer. Derviş de insan suretine bürünerek elmayı  padişahtan ister. O sırada delikanlı da mısıra dönüşür. Derviş de tavuk olup mısırları  yerken, delikanlı sansar olup tavuk haldeki dervişi boğar. İnsan hâline dönen delikanlıyı  gören padişah ve saray ahalisi olanı biteni hayranlıkla izler. Delikanlıya sarayda görev  vererek yanında kalmasını sağlar. Delikanlı mağaraya gidip kızı kurtarıp evlenir ve kırk  gün kırk gece düğün dernek kurarlar.    

Kaynak:

Tahir Alangu’nun “Billur Köşk Masalları” Adlı Kitabının Çocuk Edebiyatının Temel İlkeleri Bakımından İncelenmesi – Hüseyin KUDAK

 

Sefa ile Cefa Masalının Özeti

 

Sefa ile Cefa  Masalının Özeti

Masal hiç çocukları olmayan bir padişah ile lalasının başından geçen olayları anlatmaktadır. İstanbul padişahının ve lalasının hiç çocukları yoktur. Bir gün karşılarına  bir derviş çıkar ve onlara kırmızı bir elma verip ikiye bölmelerini söyler. Elmaları sarayda  bekleyen eşlerine yedirmelerini ve Allah’ın izniyle çocuklarının olacağını söyler. Derviş,  çocuklar       doğduğunda    isimlerini        kendisinin       koyacağını,             kendisi gelmeden isim  koymamalarını tembihlemiş. Padişah ve lala hemen saraya dönüp elmayı soyup ikiye  bölerler ve kendi paylarına düşen yarım elmayı eşleriyle paylaşıp yerler. Her iki eş de  dünyaya birer erkek çocuk getirir. İsimlerini koymak için derviş beklenir. Çocuklar  büyüyünce arkadaşları  onlarla, adsız şehzade  ve adsız lala diye dalga geçerler.  En  sonunda derviş gelip isimlerini Sefa ile Cefa koyup gider. Bir gün Sefa ile Cefa bahçede  oynarken Cefa abdest almaya gidince bir derviş gelip Sefa’ya resim verip gider. Resimde  dünyalar güzeli bir kız vardır. Sefa görür görmez vurulur kıza. Heyecandan bahçenin  ortasına  düşüp  bayılır.  Cefa  hemen  saraydakileri  yardıma  çağırıp,  Sefa’yı  odasına  götürürler ama bir türlü kendine gelemez. Padişah Cefa’dan sebebini bulmasını yoksa onu  cellada vereceğini söyler. Sefa biraz kendine gelince resmi Cefaya gösterip olanı biteni  anlatır. Cefa resmi alıp padişahın huzuruna çıkıp Sefanın anlattıklarını söyleyince padişah  emir verdirip bu kızı tanıyan birini bulmaya çalışır. En sonunda bir kervancı bu kızı  tanıdığını, onun Yemen padişahının kızı olduğunu söyler. Sefa ile Cefa birlikte Yemen’e  doğru yola koyulur. Yemen’e vardıklarında Yemen padişahının kızının hocası ile tanışıp  onun evinde misafir olurlar. Hoca Hanım, Sultan’ının Hint padişahının oğluna gelin  gideceğini söyleyince Sefa ile Cefa’nın morali bozulur. Hanım Sultan hocasını saraya  çağırınca Sefa ile Cefa kadın kıyafetleri giyip, onlar da saraya gider. Sarayda hep birlikte  çok güzel eğlenip vakit geçirirler. Ertesi gün sadece Cefa saraya gider ve Hanım Sultan’a  olan biten her şeyi anlatır. Hanım Sultan da Hint padişahının oğluyla evlenmekten  vazgeçip İstanbul padişahının oğluyla evlenmeye karar verir. Bir plan yaparlar ve Cefa  gelin kılığına girip Hint padişahının ülkesine gidecektir. Kızda kaçıp Sefa ile bir yerde  saklanıp Cefanın oradan kurtulup yanlarına gelmesini bekleyecektir.  Hint diyarına giden  Cefa düğün sırasında Hint padişahının kızı ile tanışır bir mağaraya giderler. Bu mağara  bir tapınaktır. Buradaki sudan içenler erkek ise kız, kız ise erkek olurmuş. Cefa da kaçmak  için bu şansı değerlendirip içerdeki sudan içip erkek olduğunu açıklar. Her ikisi de  birbirlerine âşık olurlar ve kaçmaya karar verirler. Yolda karşılarına bir derviş çıkar ve Hint  padişahının  büyücüsünün  onları  yakalamak  için  peşlerine  büyülü  hayvanlar  taktığını, kurtulmak için yerden bir avuç toprak alıp onlara üflemeleri gerektiğini söyler.  Peşlerine kara bir aygır düşer, Cefa yerden bir avuç toprak alıp üfler ve aygır oracıkta  sütçü beygirine dönüşür. Kız ile Cefa at sırtında Hanım Sultan ile Sefa’nın yanına varırlar  ve hep birlikte İstanbul’a doğru yola çıkarlar. Bu defa peşlerine bir geyik düşer. Sefa bu  geyiği babasına götürmek ister ama Cefa bir avuç toprak alıp üfleyince geyik ölür. Sefa  bu duruma çok kinlenir ama bir şey de belli etmez. Son olarak peşlerindeki ejderhayı da  yok edip İstanbul’a varıp padişahın huzuruna çıkarlar. Sefa içindeki kin ile babasına  Cefa’yı idam etmesini söyler. Cellat Cefa’yı dağ başında idam edecekken hâline acır ve  onu bırakır. Bir köpek yavrusu kesip kanını Cefa’nın gömleğine sürüp saraya götürür.  Sefa içindeki kin geçince yaptığına pişman olur. Hint padişahının kızı yoldaki dervişin  onlara anlattıklarını ve geyiğin büyülü olduğunu söyleyince, Sefanın pişmanlığı daha da  artar. Hiç olmazsa mezarını yaptırayım diye yollara düşüp Cefa’nın cansız bedenini  aramaya başlar. Üzüntüsünden ölmek üzere olan Cefa’ya rastlar ve onu alıp hemen saraya  getirip hekimlere emanet eder ve iyileştirir. Kırk gün kırk gece süren bir düğün yaparlar  ve Sefa da Cefa da evlenerek mutlu olurlar.    

Kaynak:

Tahir Alangu’nun “Billur Köşk Masalları” Adlı Kitabının Çocuk Edebiyatının Temel İlkeleri Bakımından İncelenmesi – Hüseyin KUDAK

Hırsız ile Yankesici Masalının Özeti

 

Hırsız ile Yankesici 

Masal bir kadının iki erkek ile evli olmasını ve bu erkeklerin başından geçen olayları anlatmaktadır. Bir kadının iki kocası vardır. Biri hırsız, diğeri yankesicidir. Kadın  iki erkeği de bir birine belli etmeden yıllarca idare eder. Gündüzleri hırsız kocasını,  geceleri de yankesici kocasını evde ağırlar. Kocaları birbirlerini hiç görmedikleri için bu  gerçeği de öğrenemezler. Bir gün hırsız olan adam taşraya gideceğini söyler. Karısı da bir  tepsi börek yapıp yarısını keserek kocasına verip uğurlar. Yankesici olan kocası da taşraya  gideceğini söyleyince diğer yarısını da bu kocasına verip onu da uğurlar. Yolda bu iki  adam karşılaşıp yol arkadaşı olurlar. Mola verip yemeklerini açtıklarında böreklerinin  aynı tepsiden çıkmış olduğunu anlarlar. İkisi de aynı kadın ile evli olduğunu anlayınca  birbirleriyle kavgaya tutuşurlar ama bir sonuç alamazlar. Geri dönüp evlerinin kapısını  çalarlar ve kadın iki kocasını da yan yana görünce hiç bozuntuya vermez. Hırsıza da  yankesiciye de aynı cevabı verince mahkemeye gidip kadıya durumu anlatırlar. Kadı da  kim mesleğinde daha maharetli ise bu kadını o hak eder diye karar verir. Eve geri dönünce  hırsız, kuyumcuda bozmak için karısının altın gerdanlığını alır. Yankesici kapıda hırsıza  çarparak el çabukluğuyla gerdanlığı gizlice alır. Hırsız kuyumcuya gidince altını bulamaz  ve evde düşürdüğünü sanıp eve gelip gerdanlığı geri alıp yine kuyumcuya gider. Bu hâl  üç defa sürer. En sonunda yankesici maharetini göstermek için gerdanlığı kendisinin  aldığını söyler. Hırsız buna çok içerlenir ve yankesiciyi alıp doğruca saraya gider. Gece  olunca saraya gizlice girip bir kazı boğazlayıp bahçede yankesiciye pişirmesini söyler.  Kendisi de padişahın odasına çıkıp değerli eşyaları alacaktır. Hırsız padişahın odasına  girince odadaki lalayı uyutup padişaha kendisi masal anlatmaya başlar. Masal olarak da  kendi başından geçen hikâyeyi anlatır. Padişah masalı çok sever ve en sonunda uykuya  dalar. Hırsız ve yankesici kazı alıp eve giderek bir güzel yerler. Sabah olunca padişah  durumu anlar ve kendisine anlatılan masalın aslında gerçek olduğunu görür. Tellallar  çıkartıp hırsız ile yankesiciyi saraya getirtir. Hırsızın daha maharetli olduğuna karar verir  ve kadınla onun evlenmesini ister. Her ikisine de bir kese altın vererek tövbe etmelerini  ve namuslarıyla yaşamalarını söyleyip saraydan gönderir. Yankesici başka bir diyara  gider, hırsız ise karısı ile nikâh tazeler.

Kaynak:

Tahir Alangu’nun “Billur Köşk Masalları” Adlı Kitabının Çocuk Edebiyatının Temel İlkeleri Bakımından İncelenmesi – Hüseyin KUDAK

İğci Baba Masalının Özeti

 İğci Baba 

Masal  bir  cadı  karının  kılık  değiştirerek  üç  kız  kardeşin  evine  gidip  onları kandırarak mağarasına gelmeye ikna edip onları yemesini ve en küçük kızın başından  geçenleri anlatmaktadır. Üç kız kardeşin yaşadığı bir eve bir gün İğci Baba adında bir  satıcı gelir. İğci Baba kızlara daha güzel iğleri olduğunu ama bunun için evine gelmeleri  gerektiğini  söyleyince  en  büyük  kız  kardeş  ile  birlikte  yola  koyulurlar.  Onu  kendi  mağarasına getirtir. Duvarda asılı insan etlerini ve başlarını gören kız korkudan sesini  çıkaramaz. İğci Baba duvardan bir insan eti alıp pişirmesini kıza söyler. Kız da midesi  bulanmasına rağmen dediğini yapar. İğci Baba iştahla eti yer bitirir. Kız ise bu eti  sevmediğini söyleyip yemeği yemez. İğci Baba da kıza sana parmağımı kesip versem yer  misin diye sorunca kız da İğci Babanın bunu yapamayacağını düşünerek tamam der. İğci  Baba parmağını kesip kıza verir. Kız korkudan yemiş gibi yaparak sofranın altına atar  parmağı. Parmağı yedin mi diye sorunca İğci Baba, kız da evet der. Eğer yemediysen  bende seni öldürürüm diyerek parmağına seslenir. Parmak da dile gelerek sofranın altında  olduğunu söyleyince İğci Baba kızı kulağından tutarak ortadan ikiye ayırıp duvara asar.  Ertesi gün İğci Baba kızların evine gider. Kardeşlerine ablalarını bir şehzade gördü ve  çok beğendi onunla evlenip gitti yalanını atar. Ortanca kardeşe de kendisiyle gelirse ona  da koca bulacağı vaadinde bulunur. Ortanca kardeş de ona inanıp yola çıkar ama akıbeti  aynı kız kardeşininki gibi olur. Sıra son kız kardeşe gelince küçük kız evdeki sarı kedisini  de  alıp  yola  koyulur.  Mağara  duvarında  asılı  kız  kardeşleri  gören  kız  korkudan  konuşamaz. İğci Baba küçük kıza kendisine insan eti pişirmesini söyler. Kızda korkudan  yapar ama kendisi yemez. İğci Baba ona da parmağını keserek verir. Kız yemiş gibi  yaparak parmağı kedisine verir. Kedi bir hamlede parmağı yer. İğci Baba parmağına  seslenince parmağı da karanlık bir midede olduğunu söyler. Kendisi gibi insan eti yiyen  birini bulduğu için çok mutlu olan İğci Baba kızı çok sever ve yanına alır. Zaman içinde  kız da İğci Babaya alışır. Kız ona güzel yemekler pişirerek İğci Babayı insan eti yemekten  vazgeçirtir. Bir gün İğci Baba, kıza anahtarlar verir ve bu anahtarların mağaradaki kırk  odayı açtığını ama kırk birinci odayı açmaması gerektiğini kıza tembihler. İğci Baba  gidince bütün kapıları sırayla açan kız her odada altınlar, elmaslar, mücevherler ve değerli  eşyalar  bulur.  Merakına  yenilerek  kırk  birinci  odayı  da  açar.  Odanın  tavanında  saçlarından asılı bir yiğit vardır. Yiğit, İğci Baba’nın aslında bir cadı olduğunu ve  kendisini buraya astığını anlatır. Yiğit, eğer cadının saçından biraz saç çekersen hemen uykuya dalacağını söyler. Kapıları kapatıp İğci Babanın gelmesini bekleyen kız bir bahaneyle saçlarını çeker ve kırk gün sürecek olan bir uykuya dalar İğci Baba. Kız tavanda asılı yiğidi kurtarır ve diğer odalardaki altınları da alarak yiğitle beraber kaçarlar. Uzak diyarlardaki bir kasabaya yerleşip evlenirler. Kırk gün sonra uyanan İğci Baba olan biteni anlar ve intikam almak için bir dilenci derviş kılığına girip bu kızın yaşadığı eve gider. Bir bahane ile eve girip o gece misafiri olur.  Kızın kocası bu gelen kişinin cadı karı olduğunu anlar uyumadan nöbet tutmaya başlar. İğci Baba, gece olunca mahalledeki bütün evlere ölü toprağı serperek uyumalarını sağlar. Bir ara uykusuna yenik düşen yiğidin de önüne bir şişe ölü toprağı koyup onu da uykuya daldırır. Uyuyan kızı uyandırıp sopayla dövmeye başlar. Kızın çığlıklarına rağmen yardıma gelen kimsecikler olmaz. O sırada yan duvarlardan biri yarılır ve bir ses yiğidin önündeki şişeyi kırmasını söyler. Kız şişeyi kırınca yiğit uyanır ve cadı karıyı döve döve kemiklerini kırar. Daha sonra ocağa atıp ateşle yakar. Kız ve yiğit yeniden düğün dernek kurup kırk gün kırk gece eğlenirler.

Kaynak:

Tahir Alangu’nun “Billur Köşk Masalları” Adlı Kitabının Çocuk Edebiyatının Temel İlkeleri Bakımından İncelenmesi – Hüseyin KUDAK

 

Zümrüdüanka Kuşu Masalının Özeti

 

Zümrüdüanka Kuşu 

Masal bir padişahın cesur ve mert olan en küçük oğlunun başından geçen olayları anlatmaktadır. Bu padişahın bahçesinde yılda bir defa meyve veren bir elma ağacı vardır.  Elmalar tam olgunlaşıp kızardığı zaman yedi başlı bir dev her sene gelip o elmaları yiyip gider  Padişah  gözü  gibi  baktığı  ağacından  elma  yiyememenin  üzüntüsünü  yaşar.  Padişahın üç oğlu vardır. En büyük oğlu devi öldürüp elmaları babasına getirmek için  devin geleceği  gece pusuya  yatıp bekler. Yedi başlı devi  gören en büyük şehzade  korkudan olduğu yerde dona kalır. Ertesi yıl ortanca şehzade de aynı şekilde elmaları  babasına getirmek için yine pusuya yatmış ama o da yedi başlı devi görünce olduğu yerde  dona kalır. Bir sonraki yıl en küçük şehzade devi öldürüp elmaları babasına getirmek için  pusuya yatıp bekler. En küçük şehzade yedi başlı devi görünce yayını iyice gerip okunu   “Ya Hak” diyerek fırlatır. Ok devin yedi başını birden delerek öteki yandan çıkar. Her  taraf devin kanına bulanır ve dev inleyerek oradan uzaklaşır. Elmaları toplayıp padişah  babasına götüren şehzade, olanı biteni anlatıp babasından izin alarak ağabeyleri ile  birlikte devin peşine düşer.  Kan izlerini takip ederek bir kuyunun başına gelirler. En  küçük şehzade hemen kuyudan aşağı inmek istese de ağabeyleri izin vermez ve töreye  göre en büyük şehzade aşağı iner. Biraz inince yandım diyerek kardeşlerinden kendisini  yukarı çekmesini ister. Bu defa ortanca şehzade bu defa aşağı iner o da üşüdüm, dondum  diyerek kardeşlerinden kendisini yukarı çekmesini ister. Sıra en küçük şehzadeye gelince  iki ağabey onun yandım, üşüdüm inlemelerine aldırış etmeden ipi bırakarak kuyudan  aşağıya indirirler. Kuyuda biraz ilerleyen şehzade üç kapı görür. Birincisinden girince  elinde gergef işleyen güzel bir kız görür. İkinci kapıdan da girince yine elinde gergef  işleyen güzel bir kız görür. Üçüncü kapıdan girince şehzade diğer kızlardan çok daha güzel, aklını başından alan bir kız görür. Oracıkta ona vurulup âşık olur. Kız şehzadeyi  devin olduğu odaya götürür. Şehzade elindeki kılıçla devin yedi başını birden keser.  Şehzade  üç  kızı  da  alarak  kuyunun  yanına  gelip,  ağabeylerine  iple  kızları  yukarı  çekmelerini söyler. İlk iki kızı ağabeylerine verir. Şehzadenin sevdiği kız ise saçından üç  tel çekip ona verir ve eğer ağabeylerin beni gördükten sonra seni kuyuda bırakmak için  ipi keserlerse sen de yere düşmeden bu kılları birbirine sürt. Daha sonra bir ak koyun ile  bir kara koyun ortaya çıkar eğer ak koyunun üstüne düşersen yerin üstüne, kara koyunun  üstüne  düşersen  yerin  yedi  kat  altına  gidersin  der.  Kızın  dedikleri  bir  bir  çıkmış.  Ağabeyleri kızın güzelliği karşısında kardeşlerini kıskanarak kuyunun ortasındayken ipi keserler. Şehzade de kılları birbirine sürter ama kara koyunun üstüne düştüğü için yerin  yedi kat dibine gider. İki şehzade kızları alarak saraya dönüp babalarına kardeşlerini devin  öldürdüğünü, kendilerinin de daha sonra devi öldürdüğü yalanını atarlar. Yerin yedi kat  dibinde bir dünyaya düşen şehzade burada yedi başlı bir ejderhayı öldürerek bu diyarda  yaşayanların suya kavuşmasını sağlar. Yine bu diyarda yaşayan dev bir yılanı öldürerek  Zümrüdüanka  Kuşu’nun  yavrularını  kurtarır.  Bu  iyiliklerine  karşılık  Zümrüdüanka  Kuşu’nun sırtına binerek kendi dünyasına geri döner. Şehzade kılık değiştirerek kimsenin  onu tanımamasını sağlar. Sarayın bahçesinde bir iş bulup orda çalışmaya başlar. Sevdiği  kızın kendisine verdiği saç kıllarını birbirine vurur ve ortaya bir fellah gelir. Onun da  yardımıyla bahçedeki bütün çiçekleri farklı bir kılığa girip, ezerek yerinden çıkartır.  Şehzadenin  amacı  kuyudaki  kızların  onun  yeniden  bu  dünyaya  geri  döndüğünü  anlamasıdır.  Saraydaki  kızlar  da  bunu  yapanın  ancak  şehzade  olduğunu  anlayınca  evlenmeyi  geciktirmek  için  türlü  türlü  isteklerde  bulunup  düğünü  geciktirirler.  En  sonunda bütün her şey tamam olur ve düğüne başlanır. Küçük şehzade yine fellahın  yardımıyla kılık değiştirerek sırasıyla ağabeylerine cirit meydanında bir ders verir. En  sonunda da padişahın huzuruna çıkartılır. Şehzade padişaha olup biten her şeyi anlatır.  Oğlunun  yaşadığına  çok  sevinen  padişah,  ağabeylerine  verilecek  cezayı  da  küçük  şehzadenin seçmesini emreder. Küçük şehzade diğer iki kızı ağabeylerine verip evlendirir  ama sarayın dışında bir konakta yaşamalarını kararlaştırır. Kendisi de sevdiği kızla kırk  gün kırk gece düğün dernek kurar. 

Kaynak:

Tahir Alangu’nun “Billur Köşk Masalları” Adlı Kitabının Çocuk Edebiyatının Temel İlkeleri Bakımından İncelenmesi – Hüseyin KUDAK

 

 


Âşık Ruhsatî Koşmasında İsim ve Sıfat Tamlamaları Tahlili

Sıfat Tamlaması deli gönül Tamlayan: deli (Niteleme Sıfatı) Tamlanan: gönül (İsim) ...